Ağustos sonuydu. Kızılırmak'ın taşıdığı bereketli topraklarda harman kalkmış, tütün tarlalarında son kırımlar yapılıyordu. Darboğaz'ın toprak yolları sıcaktan çatlamış, öğle vakti köyün üzerine ağır bir sessizlik çökmüştü. Ama bu sessizlik yalnızca sıcaktan değildi.
Balkan Savaşları bitmişti. Rumeli'de kaybedilen topraklar, yollara düşen muhacirler, cepheden gelen acı haberler… İmparatorluğun her köşesinde olduğu gibi Bafra'da da herkes savaşın yükünü taşıyordu. 1909'dan beri gayrimüslimler de askere alınıyordu ve Darboğaz'ın Rum aileleri için askerlik artık uzak bir devlet meselesi değil, her evin kapısını çalan bir gerçekti. Cepheden dönmeyenlerin, dönüp de bir daha gitmek istemeyenlerin adı köy kahvesinde değil, ocak başlarında fısıltıyla anılıyordu.
İşte o günlerde Darboğaz'ın yolunda bir jandarma müfrezesi göründü. Yalnız değillerdi; yanlarında köyün papazı ve muhtarı yürüyordu. Devlet, köyün kendi insanlarını da yanına almış, kapıyı onlarla birlikte çalmak istemişti. Yürüdükleri yön belliydi: Zurnacıoğlu Save'nin hanesi.
Haber çoktan gelmişti. Save'nin evinde asker firarileri saklanıyordu. Aranan isimlerden biri de Save'nin akrabası Panayot'tu.
Kapı çalındı. Jandarma firarilerin teslim edilmesini istedi. Save direndi, vermedi. Asker ısrar etti; firarileri bulmadan dönmeyecekti. Save de geri adım atmıyordu. Avluda gerilim her an biraz daha büyüyordu.
Ve tam o anda köyün kadınları çıkageldi. On beş kadar kadın… Ellerinde ocak başından, odunluktan kaptıkları odunlar vardı. Askerlerin ve yanlarındaki ihtiyar heyetinin üzerine yürüdüler. Darboğaz'ın sessiz avlusunda bir anda kargaşa koptu. Bağırışlar, itiş kakış, havada savrulan odunlar… Ve o karmaşanın içinde, kimsenin tam olarak ne olduğunu göremediği bir anda, firariler kaçıp gitti.
Müfreze eli boş döndü. Ama hikâye bitmemişti; asıl hikâye şimdi başlıyordu.
27 Ağustos 1913'te Zurnacıoğlu Save, Patrikhane'ye bir telgraf çekti. Telgrafta anlattıkları, o avluda yaşananların bambaşka bir yüzüydü. Ona göre akrabası Panayot'u arayan askerler evine gelmiş ve kendisini darp etmişti. Durumu şikâyet etmiş ama Bafra Kaymakamı hiçbir işlem yapmamıştı. Save daha da ileri gidiyordu: Kaymakam Rum milletine karşı hasmane davranıyordu. Talebi açıktı; kaymakamın görevden alınması için çaba gösterilmeliydi.
Telgraf, Samsun Rum Metropolitliği üzerinden İstanbul'a, Patrikhane'ye ulaştı. Böylece Darboğaz'daki bir köy avlusunda yaşanan olay, cemaatin kurumları eliyle imparatorluğun merkezine taşınmış oldu.
Devlet de sessiz kalmadı. Bafra Kaymakamlığı şikâyeti ayrıntılı biçimde araştırdı. Sonuç, 11 Ekim 1913'te Canik Mutasarrıflığı'ndan Dahiliye Nezareti'ne gönderilen yazıyla kâğıda döküldü. Bu yazıda anlatılan hikâye, Save'nin telgrafındakinin tam tersiydi: Save asker firarilerini saklamış, jandarma hanesini ararken firarileri vermekte direnmişti. Papaz ve muhtarla birlikte haneye giden askerin ısrarı üzerine on beş kadar kadın odunlarla askerleri ve ihtiyar heyetini dövmüş, firarilerin kaçmasını kolaylaştırmıştı.
Mutasarrıflığın hükmü kesindi: Save'nin ve beraberindeki kadınların yaptığı, hükümetin nüfuzunu kırarak asayişi bozmaya yönelikti. Şikâyetçi olmalarının amacı ise tamamen suçu örtmekti.
Bir ev, bir kapı, bir avlu… Ve iki ayrı hikâye. Biri telgraf teliyle Patrikhane'ye, öbürü resmî yazıyla Dahiliye Nezareti'ne gitti. Birinde mağdur Save'ydi, öbüründe devlet. Birinde dayak yiyen köylüydü, öbüründe asker.
Hangisi doğruydu? Tarihçi için asıl soru belki de bu değildir. Asıl soru, aynı olayın neden bu kadar farklı anlatıldığıdır. Çünkü 1913 Bafra'sında artık herkes kendi doğrusunu, kendi merkezine yazıyordu. Rum köylü cemaatine, devlet memuru devletine…
O gün Darboğaz'da kırılan sadece odunlar değildi; bir imparatorluğun son yıllarında, aynı toprağı paylaşan insanlarla devlet arasındaki o ince güven de çatlıyordu.
Darboğaz, Bafra
Emin Günaydın | Tarihçi-Sosyolog
14 Ekim 2026, BafraHaber.com
Kaynakça
Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı Osmanlı Arşivi (BOA), Dahiliye Nezareti Hukuk Müşavirliği (DH.H.), Dosya 67, Gömlek 77, Belge 2.


Üye olarak yorum yapın
Yorumlarınız öne çıksın, bildirim alın