“Müftü Mescit Adını Kaldırmak Zorunluluk Değil Tercihti

Muftu mescit adini kaldirmak zorunluluk degil tercihti

Bafra İlçe Müftülüğü’nün, camimizin isim değişikliğine dair kamuoyu açıklamasını dikkatle okudum. Doğru bilgilendirme amacına içtenlikle katılıyor; aynı amaç ve aynı saygı çerçevesinde, konunun esasına ilişkin değerlendirmelerimi kamuoyuyla paylaşmak istiyorum.


İki hususu peşinen belirteyim. Birincisi, Hz. Osman’a (r.a.) duyulan saygıdan kimsenin şüphesi yoktur; mesele yeni adın değeri veya anlamı değildir. İkincisi, müstakil bir yapının “cami” olarak sınıflandırılması mevzuattan kaynaklanıyorsa, sonuna “Cami” ibaresi eklenmesine de itirazımız yoktur. İtiraz, bambaşka bir noktayadır.


Açıklama, birbirinden ayrı iki kararı tek bir “zorunluluk” başlığı altında birleştiriyor. Bir yanda yapının türü (mescit mi, cami mi) söz konusudur; öbür yanda ise yapının yüz yılı aşkın süredir taşıdığı adı (“Müftü Mescit”). Mevzuat olsa olsa birinciyi ilgilendirir. Hiçbir hüküm, “Müftü Mescit” adının silinmesini gerektirmez. Dolayısıyla “cami” sıfatının eklenmesi bir zorunluluk olabilir; ancak “Hz. Osman” adı bir zorunluluk değil, bir tercihtir. Açıklamanın kendisi de bunu farkında olmadan itiraf etmektedir: yeni adın seçimi mevzuata değil, “cami derneğinin talebine” dayandırılmaktadır. Oysa bir şeyi mevzuat belirliyorsa, bir derneğin onu ayrıca “talep etmesine” gerek kalmaz. Talebe ihtiyaç duyulmuş olması, ortada takdire bağlı bir karar bulunduğunun açık kanıtıdır.


Mevzuatın gereğini eksiksiz karşılayan, buna karşılık şehrin hafızasını da koruyan çözüm zaten ortadaydı: “Müftü Mescit Camii.” Bu adlandırma hem “cami” sıfatını taşır hem de tarihî “Müftü Mescit” ismini olduğu gibi korur. Yani mevzuat, tarihî adı silmeyi değil, sonuna yalnızca “Cami” ibaresini eklemeyi gerektiriyordu.


Nitekim “müstakil bina mescit adını taşıyamaz” yönündeki gerekçe, devletin kendi resmî kayıtlarıyla çelişmektedir. Türkiye’de, müstakil ve hatta minareli oldukları hâlde adında “Mescit” ibaresi korunarak tescil edilmiş çok sayıda ibadethane vardır: Fatih’te 16. yüzyılda Karcı Süleyman Subaşı tarafından yaptırılan  Kirazlı Mescit Camii; Tokat’ta, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın resmî Kültür Portalı’nda kayıtlı olan ve kitabelerinden biri minare kaidesinde yer alan  Alaca Mescit Camii; İzmit Kadısı el-Hac Mustafa tarafından 1598’de yaptırılan  İzmit Alaca Mescit Camii; 1876’dan beri ayakta duran, silindirik minareli  Isparta Alaca Mescid Camii; 1878 yapımı, tek şerefeli kısa silindirik minaresi bulunan  ve Kültür Envanteri’nde doğrudan “Mescit Camii” olarak kayıtlı yapı; ve Üsküdar Belediyesi’nin resmî cami listesinde yer alan Fıstıklı Mescit Camii. Kaldı ki kavramın kendisi de bu gerekçeyi tutmamaktadır: tarih boyunca çarşılarda, kervansaraylarda ve kalelerde müstakil mescitler inşa edilmiştir . Demek ki “müstakil olduğu için mescit olamaz” tanımsal bir gerçek değil, bir yorumdur.


Bu örnekler aynı zamanda yerleşik uygulamanın ne olduğunu da açıkça göstermektedir. Bir “mescit” cami statüsüne geçirilirken Türkiye’deki müesses âdet, tarihî adı silmek değil, onu koruyarak “… Mescit Camii” biçiminde sürdürmektir. Yukarıda sayılan yapıların tamamı bu biçimi taşır. Müftülük kendi gerekçesini bu yerleşik uygulamayla tutarlı işletseydi, varılacak tek isabetli sonuç “Müftü Mescit Camii” olurdu; “Hz. Osman Camii” değil.


Meşruiyet meselesine gelince: danışma süreci “görevli personel, cami derneği ve komisyon” olarak tarif edilmektedir. Oysa adın asıl sahibi olan mahalle halkı ve hemşeriler bu sürecin hiçbir aşamasına dâhil edilmemiştir. Bir cami derneğinin talebi, o adın ait olduğu topluluğun ortak rızasıyla aynı şey değildir. Üstelik en geniş istişareyi gerektiren kısım — yani sıfırdan yeni bir ad belirlemek — en dar çevreye sorulmuştur. Kaymakamlık oluruyla kurulan komisyondan söz edilmekte; ancak komisyonun bileşimi, hangi ölçütle karar verdiği ve adı koruyan “Müftü Mescit Camii” seçeneğini hiç değerlendirip değerlendirmediği belirsizdir. Onay makamlarını sıralamak, sürecin isabetli yürüdüğünü göstermez; bariz ve uzlaştırıcı seçeneği hiç gündemine almamış bir usul, eksik bir usuldür.


Şunu da hatırlatmak gerekir: eğer bu yapı baştan beri farklı adlandırılması gereken bir binaysa, yıllarca “Müftü Mescit” olarak kayıtlı kalmış olması kurumun kendi tasnif tercihidir. Kendi sınıflandırmasını düzeltmek, kuruma, halkın o yapıya yüklediği tarihî adı kaldırma yetkisini vermez. Her yıl Ocak ayında sisteme bilgi ve fotoğraf yüklenmesi de rutin bir veri işlemidir; tek başına hiçbir “ad değiştirme” yükümlülüğü doğurmaz. Aktif olarak alınmış bir kararın, kendiliğinden ortaya çıkmış bir zorunluluk gibi sunulması ikna edici değildir.


Nihayet, açıklamanın bütünüyle sessiz kaldığı bir boyut var: kent hafızası. “Müftü Mescit” adı, 1840’ta Hazinedarzâde Ahmed Efendi’nin yaptırdığı, kesme taş hayrat çeşmesiyle, Seniye Kolaylı’nın yaptırdığı minaresiyle ve kırk yıl bu mahalleye hizmet etmiş Şeyh Mahmut Efendi’nin imametiyle örülmüş, belgeli bir yerel tarihin taşıyıcısıdır. Bu mirası korumak, belgelemek ve gelecek kuşaklara aktarmak, asli görevlerinden biri tam da kurumların kendisine düşen bir sorumluluktur. Bir kurumun bir işlemi yapmaya yetkili olması ile o işlemi yapmasının doğru olması her zaman aynı şey değildir; meşruiyet yalnızca yasal yetkide değil, toplumsal rızada da temellenir.


İdari kayıtların düzeltilebilir olduğunu da hatırlatarak, saygıyla şunu talep ediyorum: kararın yeniden değerlendirilmesini ve mevzuata da uygun biçimde caminin adının, tarihî ismi korunarak “Müftü Mescit Camii” olarak düzeltilmesini. Doğru bilgilendirme ve kent hafızasına saygı, hepimizin ortak sorumluluğudur. Bu yöndeki değerlendirme için şimdiden teşekkür ederim.


Emin Günaydın

Tarihçi-Sosyolog


BafraHaber.com, 11.06.26


  • BafraHaber Yorum
  • “Müftü Mescit Adını Kaldırmak Zorunluluk Değil Tercihti içeriğine yorum yapmaktasınız
Favicon
  • Toplam Yorum 1
User defaultYorum Id: 255895
11 Haziran 2026
15:47
  • Yorum Id: 255895
  • 11 Haziran 2026
  • 15:47

Bafra eşrafının uğraştığı işlere bak ??? 50 yıldır. bir adım ilerlemez tâbi caminin ismi ne olacak miş. yarım asır geçti. otogarı yok. hal yok. kültür merkezi toplantı salonları yok. bu siyasiler ve halk medya yaaa arkadaşlar hanı siz bunları yapacaktiniz. bir çivi çakılmadı. pardon park yapıldı. çarşambaya çarşamba havalimanı, mke fabrikası, bir sanayi fabrikası üniversite.... bu arada kişinin ibadetini camının ismi etkilemez. 10 bin kişilik de olsa 100 kişilikte olsa kişinin itikadı önemli

Cevap
  • Yorum Id: 255907
  • 11 Haziran 2026
  • 19:52

Konuyla ne kadar alakasız yazılabilecekse ondan da alakasız yazıp çıtayı arşa taşımışssın. kimse "namazımız kabul olmayacak" demiyor, kimse otogar kültür merkezi olmasın demiyor. insanlar 150 yıldır adı mescit camii olan yapının kent hafızası ve kültürü adına aynı isimde kalmasını istiyor. sen ne anlatıyorsun ki. sen bunları diyince otogar hal yenilendi pırıl pırıl oldu ve kültür merkezi mi kuruldu sayende?