Bafra’nın kent hafızasında derin izler bırakmış, nesiller boyunca “Müftü Mescit Camii” adıyla bilinen bir yapının isminin değiştirilerek “Hz. Osman Camii” yapılması, üzerinde ciddiyetle durulması gereken bir konudur.
Kimsenin Hz. Osman’a (r.a.) duyduğu saygı ve sevgiden şüphesi yoktur. Mesele, yeni verilen ismin değeri ya da anlamı değildir. Mesele şudur: Yüz yılı aşkın süredir toplumun ortak belleğine işlemiş bir isim, hangi gerekçeyle, hangi yetkiyle ve kimlere danışılarak ortadan kaldırılmıştır?
Tarihi mekânların isimleri sıradan tabelalardan ibaret değildir. Her isim, bir şehrin katmanlaşmış belleğinin, kuşaklar arasındaki sessiz sözleşmenin taşıyıcısıdır. “Müftü Mescit” adı, Bafra’nın sosyal tarihine ve kültürel birikimine ait bir değerdir; bu değer, herhangi bir kamuoyu tartışması yürütülmeden, toplumun görüşüne başvurulmadan silinip atılmamalıydı.
Ancak bu meseleyi yalnızca bir isim tartışması olarak ele almak yeterli değildir. Burada daha derin bir sorunun yansıması vardır: Toplumsal çürüme. Bir toplumda kurumlar hesap vermez hale geldiğinde, kararlar kamuoyunu devre dışı bırakarak alındığında ve bu durum olağan karşılandığında, ortada yalnızca idari bir hata değil, ahlaki bir erozyon vardır. Ortak hafızaya sahip çıkma refleksinin körelmesi, bireylerin “ne fark eder ki” diyerek sessiz kalması; işte bu, toplumsal çürümenin en sessiz ama en tehlikeli biçimidir.
Tarihi isim değişiklikleri yalnızca yerel bir mesele de değildir. Kültürel mirasın korunmasına ilişkin uluslararası ilkeler, tarihi anlam taşıyan isimlerin toplumsal mutabakat aranmadan değiştirilemeyeceğini açıkça ortaya koymaktadır. Kültürel mirasın sürekliliği yalnızca taş ve tuğlayı değil, sözel ve sembolik mirası da kapsar.
Ne yazık ki son yıllarda tarihi isimlerin korunması yerine değiştirilmesinin tercih edildiği bir eğilim göze çarpmaktadır. Daha da kaygı verici olan, bu değişikliklerin toplumda artık neredeyse hiç yankı uyandırmamasıdır. Tepkisizlik bir erdem değil, bir uyuşma belirtisidir. Kurumların asli görevi kent hafızasını yeniden biçimlendirmek değil; onu korumak, belgelemek ve gelecek kuşaklara sağlam biçimde aktarmaktır.
Bafra Müftülüğü’nün bu kararı alırken şehrin ortak hafızasını, tarihî mirasını ve hemşerilerin görüşlerini ne ölçüde gözettiği kamuoyunca bilinmemektedir. Hâlbuki meşruiyetin temeli yalnızca yasal yetkide değil, toplumsal rızada yatar. Bir kurumun bir şeyi yapabilmesi ile yapmasının doğru olması her zaman aynı şey değildir.
Tarihin ağır yükü altında bir isim yüz yılı aşkın süre ayakta kalabilmişse, onu değiştirme kararı da en az o kadar ağır bir sorumlulukla taşınmalıdır.
Asıl zor olan; geçmişe saygı göstermek, toplumun ortak hafızasını korumak ve bu sorumluluğu kurumsal bir alışkanlık hâline getirebilmektir. Bunu başaramayan toplumlar yalnızca isimlerini değil, kendilerini de kaybetmeye başlarlar.
Emin Günaydın Tarihçi Sosyolog
Yenilendi.
Değiştir, Vazgeç!
Tarihi miras, kent kültürü bunlar akapelilerin umrunda değil. onlar yeni türkiye kafasında.mümkünse akp öncesi herşeyi silecekler.
Bunlar ülkeyi kendilerinin sanıyorlar..istediğimizi yaparız diyorlar vede yapıyorlar...
Ustad ozel hastane karşısındaki 60 yillik ismetpasa cami bir gecede 15 temmuz cami oldu.kim sesini cikardi.o caminin temelinde yapımında bizlerin babalarımızın teri emeği vardi.ılla isim vereceklerdi yeni baska bir yere cami yapip koysalardi 15 temmuz adini.artik bu ulkede anormal normallesti kötülük sıradanlaştı.