İkiztepe, uzaktan bakıldığında ova üzerinde yan yana yükselen iki büyük tepe gibi görünmesi nedeniyle bu adı almıştır. Gerçekte dört adet tepe (höyük) bulunsa da coğrafi görünüşü nedeniyle halk arasında ve literatürde bu Türkçe isimle anılmaktadır.
Bizans döneminden önce, yani MÖ 4300 ile MS 395 yılları arasında İkiztepe, kırsal bir bölge olmanın çok ötesinde, tüm Karadeniz havzası ve Anadolu için döneminin en gelişmiş, modern ve stratejik merkezlerinden biriydi. Kazılardan elde edilen bilgilere göre Bizans öncesi dönemdeki temel özellikleri şunlardı:
Gelişmiş tıp ve dünyanın ilk beyin ameliyatları
Yapılan incelemelerde, buradaki insanların günümüzden 4 bin-4 bin 500 yıl önce obsidyen ve tunç bıçaklar kullanarak kafatası ameliyatları yaptıkları kanıtlanmıştır.
Ameliyat edilen kafataslarındaki kemiklerin operasyondan sonra kaynadığı ve hücrelerin yenilendiği tespit edilmiştir. Bu durum, hastaların bu zorlu ameliyatlardan sonra yaşamaya devam ettiklerini göstermektedir.
İlk Tunç Çağı (MÖ 3000-2000) dönemine ait mezarlardan çıkarılan iskeletler üzerinde yapılan antropolojik incelemeler, tıp tarihi açısından devrim niteliğindedir.
Ameliyatlar, günümüz cerrahisinde “trepanasyon” olarak adlandırılan kafatası delme yöntemiyle yapılmıştır. Operasyonlar sırasında bölgedeki volkanik cam olan obsidyen (kızılca çakmak taşı) ve gelişmiş tunç bıçaklar kullanılmıştır. Kafataslarındaki deliklerin geometrik yapısı (genellikle oval veya yuvarlak), bu işlemlerin bir savaş yaralanması veya darbe sonucu değil, bilinçli tıbbi müdahaleler olduğunu kanıtlamıştır. Ameliyatların şiddetli migren ağrıları, tümörler, sara (epilepsi) hastalığı veya kafa içi basıncını düşürmek amacıyla yapıldığı düşünülmektedir.
En çarpıcı detay, açılan deliklerin kenarlarındaki kemik dokularında hücre yenilenmesi ve kapanma (kallus) izlerinin tespit edilmesidir. Bu durum, antik cerrahların sterilizasyonu ve kanamayı durdurmayı bir şekilde başardıklarını ve hastaların ameliyattan sonra yıllarca yaşamaya devam ettiklerini göstermektedir.
Beyin ameliyatı geçiren bazı bireylerin mezarlarında, diğer sıradan insanların mezarlarına göre çok daha zengin ölü hediyeleri bulunmuştur. Bu durum, bu zor ameliyatlardan sağ çıkan kişilerin toplumda “kutsal şifacı” veya özel güçlere sahip dinî liderler (şamanlar) olarak görüldüklerini ve öldüklerinde de bu saygıyla uğurlandıklarını düşündürmektedir.
İkiztepe, dünyanın ilk tekstil merkezlerinden biri olarak kumaş üretimi ve dokumacılıkta çağının çok ilerisindeydi. Nemli Karadeniz iklimine uygun olarak yetiştirilen keten bitkisinden ip ve kumaş üretiyorlardı. Kazılarda binlerce dokuma tezgâhı ağırlığı (ağırşak) bulunmuştur. Bulunan heykelcikler incelendiğinde, kadınların o dönemde uzun etekler giydikleri, saçlarını ördükleri veya topuz yaptıkları anlaşılmıştır.
Anadolu’nun güney ve iç kesimlerinde evler taş ve kerpiçten yapılırken İkiztepe halkı, bölgenin gür orman yapısından yararlanmıştır. Meşe ve çam kütüklerini birbirine geçirme tekniğiyle (bugünkü Karadeniz çantı evlerinin atası) çivisiz ahşap evler inşa etmişlerdir. Evlerin tabanları ve duvarları kalın çamur sıvalarla kaplanmıştır. Bu esnek ahşap mimari, bölgedeki depremlere karşı büyük bir dayanıklılık sağlamıştır.
Bugün denizden yaklaşık 7 kilometre içeride yer alan İkiztepe, Bizans öncesi antik çağlarda, Bafra Ovası henüz nehir alüvyonlarıyla dolmamışken, Kızılırmak’ın Karadeniz’e döküldüğü kıyı noktasındaydı. Bu konumu sayesinde Karadeniz’in kuzeyindeki Kırım ve Rusya ovalarında yaşayan kavimlerle doğrudan deniz ticareti yapıyor, limanına gelen gemilerle kültürel ve ekonomik alışverişte bulunuyordu.
MÖ 4. ve 1. yüzyıllar arasındaki Pontos Krallığı döneminde İkiztepe, soyluların gömüldüğü anıtsal mezarlara ev sahipliği yaptı. İkiztepe’deki anıtsal kral mezarında, Büyük İskender’in komutanı Lysimakhos adına basılmış altın sikkeler ve zengin mezar hediyeleri bulunmuştur.
1160 yılında Danişmentli Yağıbasan’ın Bafra bölgesine girmesiyle Bizans’ın mutlak otoritesi büyük darbe almıştır. Anadolu Selçuklu hükümdarı I. İzzettin Keykavus, 1214 yılında bölgeyi tamamen fethederek İkiztepe ve çevresindeki Bizans hâkimiyetine kesin olarak son vermiş ve bölgeye Türkmen aşiretlerini yerleştirmiştir.
İkiztepe’nin MÖ 4300’lere uzanan binlerce yıllık görkemli antik maden ve tekstil şehri kimliği, Bafra Beyliği dönemine gelindiğinde çoktan toprak altında kalmış durumdaydı. Beylik döneminde İkiztepe, Kızılırmak Deltası’nın sağladığı alüvyonlu topraklar sayesinde Bafra Emirliği’nin önemli bir tarım ve hayvancılık köyü olarak işlev görmüştür.
İkiztepe’deki ilk sistemli kazılar, 1974 yılında Prof. Dr. U. Bahadır tarafından başlatılmış ve bölgenin 7 bin yıllık kadim geçmişi gün yüzüne çıkarılmıştır. Bölgede İlk Tunç Çağı III dönemine tarihlenen 623 mezar ve 690 iskelet bulunmuştur. Bu alan, Eski Anadolu’da keşfedilen en büyük toplu mezarlıklardan biridir. Çıkarılan eserler, Bafra Müzesi ve Samsun Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir.
Cumhuriyet dönemi boyunca sıradan bir köy olan İkiztepe, yapılan bu yatırımlarla yerli ve yabancı bilim insanları ile tarih meraklılarının uğrak noktası olan, tescilli bir I. derece arkeolojik sit alanı kimliği kazanmıştır.
12 Kasım 2012’de kabul edilen Büyükşehir Yasası ile pek çok köy gibi mahalle statüsüne kavuşmuştur.
Sevgi ve saygıyla.
Konca Vural

Üye olarak yorum yapın
Yorumlarınız öne çıksın, bildirim alın