Bafra Fener köyü (mahallesi), bugünkü anlamda bir fener köyü değil, Kızılırmak’ın Karadeniz’e döküldüğü stratejik bir kıyı koruluğu, bataklık ve delta arazisiymiş.
Selçuklu döneminde bu bölgenin adı henüz Fener değilmiş; çünkü köyün simgesi olan deniz feneri çok daha sonra, 1880 yılında inşa edilmiş. Eski kaynaklarda burası daha çok Koruluk diye anılmaktaymış.
Kızılırmak’ın döküldüğü bu delta sahası, antik çağlardan (Fenikeliler ve Bizans) beri gemicilerin sığındığı, nehir ağzından içeriye ticaret gemilerinin girebildiği doğal bir liman işlevi görüyormuş. Selçuklular döneminde de bu kıyı şeridi balıkçılık, odunculuk ve küçük çaplı deniz ticareti için kullanılıyormuş. Selçuklu ve sonraki erken Osmanlı dönemlerinde Karadeniz’in bu tehlikeli ve sürekli yer değiştiren delta kıyılarında modern bir deniz feneri yokmuş. Gemiler, gece seyrinde buradaki sığlıklara (Halis Burnu) çarpmamak için kıyıdaki doğal burunları veya ilkel ateş kulelerini rehber alıyorlarmış. Selçuklu idaresi altındaki bu sahil köylerinde yerleşik Rum nüfus ile yeni gelen Türkmen nüfusu bir arada yaşamaktaymış. Köyün nüfusu, yoğun yerleşimden ziyade avcılık, hayvancılık ve deltadaki sazlık/orman ürünlerinden faydalanan küçük topluluklardan oluşuyormuş. Bölge, tütün ticareti için Bafra kıyılarına kadar yanaşan gemilerin uğrak noktasıymış.
Bölgede ticaret gemilerinin sığlıklara çarpmasını engellemek amacıyla, kalıcı çelik fenerden önce Osmanlılar tarafından sahil şeridine ahşap bir fener kurulmuş; ancak Karadeniz’in hırçın dalgaları ve kıyı erozyonu bu ahşap yapıyı kısa sürede yıkmış.
1880 yılında, Osmanlı İmparatorluğu’nun fener imtiyazını verdiği Fransız müteahhitler (Mişel Paşa’nın başında bulunduğu Fenerler İdaresi) tarafından inşa edilmiş. Fransız müteahhitler, Kızılırmak’ın Karadeniz’e döküldüğü delta üzerindeki Halis Burnu mevkisine ilk kalıcı feneri inşa etmişler.
Fener, bataklık ve delta arazisine yapıldığı için tabanına sağlam demir boru kazıklar çakılmış; çelik konstrüksiyon ve çelik çatma profillerle inşa edilen bu silindirik kulenin dünyada çok az örneği bulunmaktaymış. İlk dönemlerde gazyağı ile çalıştırılıyormuş.
Karadeniz’in güçlü kıyı erozyonu nedeniyle deniz karayı aşındırmış ve 1880’de yapılan ilk fener, dalgaların arasında, denizin yaklaşık 700-750 metre içerisinde kalmış. Bunun üzerine fener sökülüp 1919 yılında bugün bulunduğu, daha içteki güvenli noktaya yeniden kurulmuş ve 1923’te tekrar faaliyete geçmiş. Fener, imzalanan anlaşmalar gereği 1937 yılına kadar Fransızlar tarafından işletilmeye devam etmiş. 1937 yılında Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti tarafından satın alınarak millîleştirilmiş.
Millî Mücadele döneminde Bafra Deniz Feneri, Karadeniz’e hâkim konumuyla hem Kuvâ-yi Milliye’nin hem de işgalci güçlerin radarına girmiş. Rusya’dan ve İstanbul’dan Anadolu’ya gizlice silah ve mühimmat taşıyan Türk gemileri ile tekne reisleri, kıyıdaki hareketliliği gözetlemek için fenerin konumundan yararlanıyorlarmış. Fakat Karadeniz’in kıyı şeridini denetlemek isteyen silahlı Pontus çeteleri, bu ücra sazlık köşesini zaman zaman lojistik destek ve gizlenme alanı olarak kullanmışlar.
Türk Hükümeti, Bafra Deltası genelinde çok sert bir temizlik harekâtı sürdürerek Fener köyü etrafındaki bataklık ve sazlık alanlarda gizlenen çeteleri etkisiz hâle getirmiş. O dönemde denizin karayı yutması sonucu su içinde kalan eski fener, Millî Mücadele’nin başladığı 1919 yılında sökülerek bugünkü yerine taşınmaya başlanmış. Fenerin o dönemdeki Türk görevlileri olan Alaçamlı Mehmet Efendi (Conbuluk) ve Bafralı Hasan Efendi, yapılan katliam ve tehditler nedeniyle 1921 yılında köyü ve feneri terk etmek zorunda kalmışlar ve fener bu süreç içerisinde bir süre işlevsiz kalmış. Savaşın yoklukları ve bölgedeki çatışmalar nedeniyle inşaat çok zor şartlarda yürütülmüş. 1923’te Cumhuriyet’in ilanından sonra fenerin montajı tamamen bitmiş ve yeniden ışık saçmaya başlamış. Savaşın bitmesiyle de Trabzonlu Recep Özkan ve ailesi köyde asırlık bekçilik geleneğini başlatmış. Trabzon’un Sürmene ilçesinden Bafra’ya gelen Recep Özkan, fenerin deniz erozyonu nedeniyle sökülüp kıyıya daha yakın bir noktaya taşınması inşaatında işçi olarak çalışmış, fener tamamlandıktan sonra da buraya bekçi olarak atanmış ve resmî ilk Türk bekçisi olmuş. O tarihten günümüze Özkan Ailesi, babadan oğula fenerin bakım ve bekçilik görevini sürdürmüş.
1923’te imzalanan Lozan Nüfus Mübadelesi Anlaşması’yla Bafra Fener köyü de çevre köyler gibi kültürel ve sosyal açıdan tamamen değişmiş. Bu tarihî dönüm noktasıyla asırlardır bölgede yaşayan yerel Ortodoks Rum nüfus Yunanistan’a gönderilmiş; yerlerine Selanik, Drama, Kavala ve Kozana gibi bölgelerden gelen Türk muhacirler yerleştirilmiş. O dönemdeki adıyla Koruluk, yani Fener köyü ve çevre köylerde yaşayan Rumlar, yanlarına sadece taşıyabilecekleri eşyaları alarak Samsun Limanı üzerinden Yunanistan’a gönderilmiş; geride tarım arazilerini, tütün depolarını, balıkçılık alanlarını ve evlerini bırakmışlar. Yerlerine de tütüncülük ve çiftçilikle uğraşan Türk muhacirler yerleştirilmiş.
Fransız mimarisiyle dünyadaki nadir örneklerden biri olan bu çelik çatma yapının sadece bir seyir yardımcısı olmaktan çıkarılıp Karadeniz’in bir kültür rotası hâline gelmesi için yapılan çalışmalar günümüzde devam ediyor. Fiziksel ve dokusal koruma çalışmaları, Kızılırmak Deltası ve eko-turizm entegrasyonu, kültür turizmi ve dijital tanıtım çalışmaları ile Bafra Deniz Feneri’nin bir deniz müzesine dönüştürülmesi çalışmaları yapılıyor. Bu, Bafra için büyük bir turizm atağı olur. İnşallah yakın zamanda gerçekleşir.
Sevgi ve Saygıyla Kalın

Üye olarak yorum yapın
Yorumlarınız öne çıksın, bildirim alın