"Sırrı Özgürlüğünde, Gücü Hizmetinizde"

Halis Burnu ve fenerci ailesinin hikayesi

Halis Burnu ve fenerci ailesinin hikayesi
Paylaş:f𝕏

Her denizin bir kıyısı, her kıyının bir burnu, her burnun da nesilden nesile, gönülden gönüle aktarılacak hatıraları, ona yarenlik edenleri vardır.

Karadeniz’in hırçın dalgalarının kıyıları dövdüğü, Sivas’ın Kızıldağ’ından doğan Kızılırmak’ın binlerce kilometrelik yolculuk yaptıktan sonra deniz ile kavuştuğu o son noktada, halk arasında adı az bilinen ama gemicilerin seyir defterlerinde malum olan bir burun vardır: Halis Burnu.

Adı az bilinen bu yerde, yüz yılı aşkın süredir bir aile yaşamaktadır. Bu aile, denizcilere yıllarca ışık olmuş, kök saldıkları bu kıyıya sessiz sedasız, ince ince bir tarih yazmıştır.

Yıl 1922. Tüm dünyada savaş rüzgârları eserken, Karadeniz’in hırçın dalgalarının Halis Burnu’na vurduğu, Kızılırmak’ın deniz ile buluştuğu noktaya bir fener inşa etmeye karar verir Fransızlar.

Kıyıya vuran sisleri, fırtınaları, puslu geceleri yaran bir ışık gereklidir. Hem ticaret hem de askerî amaçlarla yapılan bu fener, sıradan bir yapı değildir.

Eyfel Kulesi’ni yapan aynı Fransız şirketi tarafından inşa edilir. 25 metre yüksekliğinde, 99 basamakla zirvesine ulaşılan bir demir kule, zamanın çok ötesinde bir mühendislik harikasıdır. Ama ne kadar yüksek, ne kadar sağlam olursa olsun, bir fener ancak içindeki ışıkla ve de o ışığı yakan ellerle anlam kazanır.

İşte o eller, Alemdar Zadelerden Kancıoğlu Recep’e aittir. Trabzon’un köklü ailelerinden Kancıoğulları’ndan gelen bu usta, fenerin inşaatında çalışır. Ustalığı, titizliği, dürüstlüğü Fransız mühendislerin dikkatini çeker. Fransızlar giderken ardında yalnızca bir yapı değil, ona emanet edilecek bir görev bırakırlar.

Recep Usta, artık fenerin ilk bekçisidir.

O günden sonra Halis Burnu’nda sadece ışık değil, uzun yıllar fenerin hemen yanı başında yaşayacak, kök salacak bir ailenin tohumlarını da atacaktır Recep Usta.

Fırtınalarda bile sönmeyen bir görev duygusu, sabahlara kadar süren bir nöbettir bu. Geceleri gazyağını omzuna alıp 99 basamağı birer birer tırmanır Recep Usta.

Karadeniz’in karanlık gecelerine, gökyüzünün yıldızsız saatlerine bir umut, gemicilere karanlıkta gören göz olur onun yaktığı ışık.

1942 yılına gelindiğinde Fransızlar, fenerin işletmesini Türkiye Cumhuriyeti’ne devreder.

Zaman akar. Recep Usta yaşlanır ama fenerin merdivenlerini yalnız bırakmaz. Görevi, oğlu Hakkı devralır. O da babası gibi fenerin nöbetçisi olur. Sonra onun oğlu… Derken, tanıyanların “Fenerci Ferşat” dediği Ferşat Özkan çıkar karşımıza. Üçüncü kuşaktır bu aile fenerin başında. Ne var ki bu sadakatle örülmüş hikâye, teknolojinin soğuk elinin değmesiyle sona erer.

2012 yılına gelindiğinde Ferşat Özkan emekli olur. Son kez çıkar 99 basamağı. Son kez döner anahtar elinde. Fenerin demir kapısına kilit vurulur. O günden sonra artık kimse merdivenleri çıkmaz, kimse gazyağı taşımaz. Işık hâlâ yanar ama artık Samsun’daki merkezden, bir düğmeyle. Fener, Samsun merkezden kontrol edilen elektronik bir sistemin parçasına dönüşmüştür. Aynı ezanların merkezî sistemden okunması gibi... İnsan elinin sıcaklığı, fırtınaya karşı tutulan cesaret, nöbetin kutsallığı bir anda susturulmuştur.

Şimdi Halis Burnu’nda rüzgâr hâlâ eser. Dalgalar fenerin ayaklarına vurmaya devam eder. Kuşlar o yüksekliğe yuva yapar belki, ama insan sesi yoktur artık. Fenerin içi boştur. Ama duvarlarında, demir basamaklarında, belki en tepedeki lamba dairesinde hâlâ Recep Usta’nın, onun oğlu Hakkı’nın ve Ferşat Özkan’ın ayak izleri vardır.

Bir fener düşünün ki üç nesil boyunca aynı aile tarafından yakılmış, aynı aile tarafından korunmuş. Her gece aynı merdivenleri çıkan, aynı ışığı taşıyan ellerin hikâyesi bu. Artık bir bekçisi yok. Ama hâlâ ayakta, hâlâ göğe uzanıyor. Sadece bir yol göstermiyor artık; bir hatıra, bir vefa, bir görev duygusunu temsil ediyor.

Özkan ailesi, Halis Burnu’nda yalnızca bir feneri değil, aynı zamanda denizciler ve Kızılırmak arasında yıllarca sürecek bir dostluğun meşalesini de yaktılar. Fransızların bıraktığı para, demir yığınından ibaret bir kule değil, sadakatle örülmüş bir yaşam biçimi oldu onlara. Şimdi o ışık, yalnızca denizciler için değil, geçmişi hatırlamak isteyen herkes için yanıyor.

Ve belki bir gün, bir çocuk, dedesinden duyduğu hikâyeyle fenerin kapısına gelir. Paslı merdivenleri tırmanır. Rüzgâra karşı durur. Ve o gün, fener yeniden bir insan sesi duyar.


Murat Bölükbaş

Bu yazıya emoji ile tepki ver
👤

Üye olarak yorum yapın

Yorumlarınız öne çıksın, bildirim alın

Yorum yaparken saygılı olmayı ve BafraHaber yorum yazma kurallarına uymayı unutmayın.Yorum ve site politikalarını okuyunuz
💬0 yorum

Murat Bölükbaş Yazarının Diğer Yazıları

Tüm Yazılarını Görüntüle →
ÜYE👤OL
Reklamsız Bafra Haber0538 515 75 75

Bafra'daki gelişmeler cebine WhatsApp'la gelsin

•BAFRA Haberleri
•SAMSUN Haberleri
•KARADENİZ Haberleri
Politikalar
Kurumsal
⚠️

Tarayıcıda açın

Daha iyi deneyim ve oturum açma için bu sayfayı tarayıcınızda açın.

Tarayıcıda Aç

Bafra ile ilgili haberleri anında al