AK Parti Samsun Milletvekili Sayın Orhan Kırcalı’nın Instagram hesabının altındaki yorumlarda medhiyeler arz-ı endam etmiş desem abartmış olur muyum?
Yok, hayır…
Hatta az bile söylemiş olurum.
Bir takipçim, Sayın Kırcalı’nın Instagram paylaşımlarının altındaki yorumlara bakmamı istedi. Sürekli yorum yazan kişinin kim olduğunu bilip bilmediğimi sordu.
Merak edip baktım.
Gördüklerim hem şaşırtıcı hem de son derece komikti.
Sayın Milletvekilimizin neredeyse her paylaşımının altında, kardeşine ait olduğunu bildiğim hesaptan son derece ağdalı övgüler yazılıyor.
Ama öyle günlük hayatta kullandığımız türden cümleler değil…
Yorumlarda şu ifadeler yer alıyor:
“Memleketimizin terakkisi”, “milletimizin refah u saadeti”, “fasılasız sa’y ü gayret”, “tebaasının derd ü gamıyla yanıp çareler ihdas eden”, “namını zerin hurufatla tarihe nakşeylediniz”, “minnettarâne şükranlarımızı arz eyleriz…”
Bir başka yorumda ise Sayın Vekilin “teşebbüsât-ı âliyesinden” söz ediliyor; kendisine “cân-ı gönülden” teşekkür edilerek “hidemâtında” kolaylıklar dileniyor.
Okurken insan kendisini bir anda Instagram’da değil, geç Osmanlı döneminde saraya sunulmuş bir arzuhalin sayfaları arasında hissediyor.
Burada özellikle dikkat çeken kelime “tebaa…”
Çünkü milletvekilinin yaptığı hizmetlerden söz edilirken doğrudan “tebaasının derd ü gamıyla yanıp çareler ihdas eden” ifadesi kullanılıyor.
Tebaa kimin tebaası?
Sayın Orhan Kırcalı bir hükümdar mı?
Samsunlular da onun tebaası mı?
Milletvekili, milletin oyuyla seçilmiş bir siyasetçi olmaktan çıkarılarak sanki tebaasının derdiyle yanıp onlara lütufta bulunan yüksek bir devlet büyüğü mertebesine yerleştiriliyor.
Kardeşi olduğunu bilmeyen biri bu yorumları okusa ne düşünür?
Ya “Bu nasıl bir dalkavukluk?” der ya da “Herhâlde milletvekilini hicvediyor, kinaye yapıyor” diye düşünür.
Çünkü kullanılan dil, doğal bir övgü dili değil.
Bu, saraya sunulan methiyeleri ve eski arzuhal üslubunu taklit eden ağır, yapay bir Osmanlıca…
Yorumların yalnızca bir paylaşımın altında değil, hemen her paylaşımda benzer kalıplarla tekrarlanması da dikkat çekiyor.
Fakat ortada kinaye de yok, hiciv de yok gibi görünüyor.
Hesap başka birinin eline geçmediyse bu satırları yazan, Sayın Milletvekilimizin bizzat kardeşi.
İnsan ister istemez soruyor:
Bir kardeş, üç dönem milletvekilliği yapan ağabeyini gerçekten bu mertebede mi görüyor?
Elbette insan kardeşini sever.
Destekler, başarılarıyla gurur duyar, paylaşımlarının altına güzel sözler de yazar.
Bunda yadırganacak hiçbir şey yok.
Ancak kardeşlik başka, seçilmiş bir milletvekili için “tebaasının derd ü gamıyla yanıp çareler ihdas eden” ifadelerini kullanmak başka…
Burada övgünün ölçüsü kaçıyor; kardeş desteği, saray methiyesine dönüşüyor.
Asıl merak ettiğim ise Sayın Orhan Kırcalı’nın bu yorumlar karşısındaki tavrı.
Sayın Vekil, kardeşinin kendisini bu ifadelerle yüceltmesinden rahatsız olmuyor mu?
Bu üslubun dışarıdan nasıl göründüğünün farkında değil mi?
Yoksa kendisi de dalkavukluk olarak algılanabilecek bu yorumlardan memnun mu?
Doğrusu ben olsam müsaade etmezdim.
Kardeşim dahi olsa kendisini uyarır, “Beni böyle ifadelerle toplumun önünde komik duruma düşürme” derdim.
Birisi benim yazılarımın altına sürekli “tebaasının derd ü gamıyla yanıp çareler ihdas eden” veya “namını zerin hurufatla tarihe nakşeylediniz” diye yorumlar yazsa önce uyarırdım.
Devam ederse engellerdim.
Çünkü övgünün de bir ölçüsü, hürmetin de bir vakar sınırı vardır.
Bu sınır aşıldığında övgü, insanı yüceltmez; tam tersine küçültür ve gülünç duruma düşürür.
Hele söz konusu kişi milletvekiliyse mesele daha da önemlidir.
Milletvekili, milletin efendisi değil; millet adına görev yapan temsilcisidir.
Demokraside tebaa yoktur, vatandaş vardır.
Siyasetçinin çevresinde kendisini sürekli övenler değil, gerektiğinde yanlışını söyleyebilen insanlar bulunmalıdır.
Akrabası dahi olsa…
Son söz olarak Sayın Orhan Kırcalı’ya sormak isterim:
Siz, kardeşinizin neredeyse her paylaşımınızın altında sizi “tebaasının derd ü gamıyla yanıp çareler ihdas eden” bir devlet büyüğü gibi gösteren yorumlarından gerçekten memnun musunuz?
Yoksa siz de bizim gibi okurken tebessüm mü ediyorsunuz?
Çünkü dışarıdan bakıldığında görünen manzara, sıradan bir kardeş desteğine benzemiyor.
Daha çok, dalkavukluğun sosyal medya çağındaki Osmanlıca sürümünü andırıyor.
Merak edenlere başlığı falan yapay zekadan faydalanarak yazdım.
Sizce kardeşi bu derece Osmanlıca biliyor mudur?
Kim bilir…
Ali İhsan Başaloğlu
23 Eylül 2026 – BafraHaber.com

Üye olarak yorum yapın
Yorumlarınız öne çıksın, bildirim alın