İlk Hava Şehidi Türk Kadını Eribe Hürkuş Ve Bafra’dan Yükselen Ağıt

Ilk hava sehidi turk kadini eribe hurkus ve bafra dan yukselen agit

Araştırmacı yazar Erkan Avşaroğlu'nun yazısı:

Tarih: 29 Ekim 1936…

Bundan tam 85 yıl evvel Cumhuriyet Bayramının 13. yıldönümü kutlamalarının devam ettiği Ankara Hipodromunda daha 18 yaşındayken geçirdiği elim bir kaza neticesi kaybettiğimiz, İlk hava şehidi Türk Kadını Eribe Kartal HÜRKUŞ’un öyküsü…

İlk Hava Şehidi Türk Kadını Eribe Hürkuş Ve Bafra’dan Yükselen Ağıt

30 Ekim 1918 tarihinde İstanbul’da doğan Eribe, daha 2,5 yaşında iken 5 Ocak 1921'de babası Binbaşı Bedrettin Bey İnönü Savaşı sırasında şehit olur. 12 Ocak 1921'de de annesi Remziye Hanım 23 yaşında iken Eskişehir'de düşman bombası ile hayatını kaybeder. 

Türk Havacılık Tarihinin duayen ismi dayısı Vecihi Hürkuş’un yanında büyüyen ve çok erken yaşta havacılıkla tanışan Eribe Kartal Hürkuş, dayısının Kadıköy'deki Vecihi Sivil Tayyare Okulu'nun da öğrencisiydi. Henüz 16 yaşındayken pilotluğu öğrenmişti.

Türk Hava Kurumu (THK) bünyesindeki havacılık okulu Türkkuşu, 1936 yılında, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı törenlerinde öğrencileriyle bir gösteri yapmaya hazırlanıyordu. Törenler öncesinde 24 Ekim'de antrenman uçuşları ve atlayışları yapılacaktı. Dayısı Vecihi Hürkuş havada uçuş gerçekleştirirken okulun öğrencilerinden Eribe de yerden hazırlıkları izliyordu.

İlk Hava Şehidi Türk Kadını Eribe Hürkuş Ve Bafra’dan Yükselen Ağıt

Vecihi HÜRKUŞ gözleri önünde yere çakılan evladı Eribe’ye veda satırları…

THK Başkanı Fuat Bulca, 29 Ekim törenlerinden bir gün sonra 18. yaşını kutlamaya hazırlanan genç kızla sohbet ederken Eribe’nin de atlayış yapma isteğini dayısı Vecihi Hürkuş’a iletti. Vecihi Hürkuş, istemeden de olsa izin verdi. Eribe, ilk atlayışlarını 800 metreden büyük bir başarıyla tamamladı ve gösteri ekibine dahil oldu.

29 Ekim günü geldiğinde atlayışını gerçekleştiren Eribe, paraşütünün geç açılması neticesinde yere sert iniş yaptı. Ağır yaralanan Eribe yaşama tutunamayarak İlk hava şehidi Türk Kadını olmuştur.

İlk Hava Şehidi Türk Kadını Eribe Hürkuş Ve Bafra’dan Yükselen Ağıt

Vecihi HÜRKUŞ gözleri önünde yere çakılan evladı Eribe’ye veda satırları…

”Eribe benim okulumda yetişmiş, cüretli bir uçucu ve Türk havacılığının ruhen çok erken yükselmiş bir vücudu idi. Onun uçuşlarından duyduğum zevk her şeyin üstünde idi. Yavrum son günlerin yani Cumhuriyet Bayramı için yaptığımız canlı faaliyetin tesiri ve arkadaşlarının devamlı atlayışlarını seyretmesi neticesi olacak, benden paraşütle atlamak müsaadesi istemişti.”

“… Ben onun paraşütle atlamasını değil, benim gibi uçmasını istiyordum…”

29 Ekim 1936 “Bu büyük gün, kim bilirdi ki hayatıma korkunç bir ıstırap sahifesi olacakmış… Sabah erken saatlerde meydanda toplanmış, bütün elmanlar ve ekipler o gün yapacağımız gösteri programının hazırlığına başlamıştık. Yavrum yanıma gelerek benden yeni bir atlayış izni istemişti. “Ne olur babacığım bir atlayış” diye yalvaran bu ses beni adeta büyülemişti.

“Beş dakika sonra yavrumun bindiği tayyare yükseliyordu, Çiftlik üzerinden geniş bir turla hangarlarımız üzerine yaklaşan bu tayyare atlayış yüksekliğini almıştı. Hangarlar üzerinde motör sesi kesildi ve hızında azalma görüldü. Bu hareket bir atlayış hazırlığı idi. Macun Çiftliği istikametinde süzülen tayyarenin kanadı üzerinde bir karartı belirdi ve biraz sonra bu karartı tayyareden ayrıldı…”

“… Bir an, bir saniye ve sonra bu saniyeler çoğaldı fakat boşlukta uçan yavrumun hareketinde bir değişiklik görülmüyordu. Evvela düz akışla başlayan hareket kısa bir zaman sonra vrile kapılarak havanın boşluğu içinde yuvarlanmaya başladı…”

“… Tayyareden ayrılışından sonra 100, 200, 400 ve 600 metre düşüş halinde yavrum bir taş gibi her an büyüyen bir hızla boşlukta yuvarlanıyor, paraşütünü açmıyordu…”

“… Tam 600 metre düşüşten sonra bir an yavrumun üzerinde beyaz bir kubbe görüldü. Evet, paraşüt açılmıştı Ama ne idi bu menhus tesadüf? Açılan paraşütü, uçan bir yıldızın kuyruğu gibi büzdü ve sonra yavrum dumanlı gözlerimde kayboldu. Koşuyorum; O yere koşuyorum. Nasıl bir koşuş bu; heyecanım, bende şuur diye bir şey bırakmamış ki bacaklarıma hâkim olamıyorum ve düşüyorum, yine sıçrıyor koşuyor ve koşuyorum, yanıma yetişen motörlü araçları istiskal eden bir his var içimde, çocuklar “Hocam gel, gel” diye bağırıyorlar, güvenim yok ben onlardan daha çabuk yetişeceğim yavruma inancı var içimde…”

“…Nihayet yavrumun yanındayım, karşılaştığım hazin sahne ile ruhumu karartan korkunç hadise arasında, manası anlaşılmayan bir tezat var. Totom 800 metreden düşüyor ve şimdi yaşıyor: Makulata sığmayan bu hali ifade edecek tek kelime mucize. Yalnız yaşamak değil hem de konuşuyor. Ben mi öldüm Ya Rabbim? Heyecanla üstüne atılıyorum ve yavruma sarılıyorum. Beni görünce gözlerinde beliren bir sevinç hali var. Gülüyor, gülmeye çalışıyor. Yavrum çektiği büyük acıyı, suni tebessümü ile etrafına hissettirmemeye gayret ederek bir hata sandığı hareketini mazur göstermek için: “Babacığım kabzayı çektim, çektim çok uğraştım ama paraşüt açılmadı. Sonra yedek kabzayı açtım. Sonrasını bilmiyorum babacığım” diye inliyordu.

“…Doktorlar muayenelerinde ıstıraplarını soruyorlar o sadece ciğerlerinden muzdarip olduğunu normal bir insan gibi konuşarak söylüyordu. Muayenelerden sonra doktorlara yavrumun sıhhatinde tehlike olup olmadığını soruyordum. Doktorlar, “Vecihi Bey, hayatı tehdit eden bir hal olsa böyle normal konuşamaz. Müsterih olun” diyorlardı. Bu vaziyette yavrumu doktorların nezaret ve ihtimamlarına bırakarak o güne ait büyük vazifemin ifasına gittim. Yanımda benimle birlikte gelen talebelerim de vardı. Onlar o günün programında görevli ve merasimde paraşütle atlayacak çocuklardı. Fakat şahit oldukları korkunç hadise henüz 20 yaşını doldurmamış bu gençlerin duygularında makûs tesirini yapmaktan hali kalmamıştı. Bu mevzuda talebelerimle aramızda şöyle bir muhavere geçmişti…”

“Hocam Eribe şimdi ne olacak?” “Çocuklar, bu hadise bir kazadır. Bu vakıa ile Eribe sizlere, Türk çocuğuna has olan kahramanlık duygusundan bir misal göstermiş oldu. Şimdi tedavi olacak ve istirahat edecek ve tabii her acı gibi bu da geçecek ve unutulacak. Siz hepiniz onun ağabeylerisiniz.” Görüyordum ki hadisenin doğurduğu teessür ve tereddüt bütün gençlerin yüzlerinde ve ifadelerinde çok açıktı. Bu reaksiyonu değiştirmek ve tereddüdü yok etmek zarureti doğmuştu. Nitekim diğer bir talebe: “Hocam, artık Eribe atlayamaz değil mi?” diye sordu…”

“… Bu sualden irkildim ve heyecanın yarattığı korkuyu daha kuvvetle his ettim. Anladım ki bu ruhlarda havacılık branşının beklediği irade ve azim konusunda titreşen izler var. İşte bunu gidermek için büyük acımı talebelerime hissettirmemeye çalışarak: “Ne dedin? Eribe mi? O yalnız bugün için sizlerle beraber atlamayacak. Yarın hastahaneden çıktıktan sonra tekrar sizlere katılacak ve sizlerle beraber uçacak ve atlayacaktır.” Bu kısa beyanatım talebelerim üzerinde iyi bir tesir yaptı fakat benim kalbim kanıyordu. Bir tarafta yavrum, öbür yanda o büyük günün kutsal ödevi, için için inleye inleye sevgili talebelerimi istinatsız boşluklara atmak için gidiyordum.”

“… Hep o değişmeyen havacılık ideali için… Saat 15.00, henüz uçuşlar bitmiş ve bütün vazifeler yerine getirilmişti…”

Eribe ağır bir ameliyata alınır.

“…Tam 4 saat sonra yavrumun güzel sesini duyarak Ulu Tanrıya şükrettim. O henüz kloroformun tesiri altında sakindi fakat ıstırap içinde kıvrandığı belli idi. Buna rağmen o ıstırabı bana his ettirmemek için; “Babacığım üzülme, iyiyim” diyordu. Uzandım yavrumun terli alnına dudaklarımı koydum. Dudaklarımdan kalbime bir ateş aktı, yavrum yanıyor, inleyerek, “Su, Babacığım, su” diyordu. İşte ıstırabımın en had devresi bu idi, onun her arzusunu yapmak bana bir zevk, bir teselli idi. Ancak bu istediği suyu vermek elimden gelmiyordu. Çünkü doktorlar men etmişlerdi. Tekrar doktora koştum ve yalvardım, “İmkânsız” sözü ile karşılaştım. “İç yaralar açıktır, su ölüme sebep olur” diyordu. Yavrum ise “Su” diye inliyordu. Çocuğumun yanına giremez oldum. Onun “Suuuu” diye yalvaran sesi ve hele “Babacığım ne olur bir maşrapa su verin de içimin ateşini söndüreyim” diyen sesi yalnız kulaklarımı, duygularımı değil bütün benliğimi eziyor ve eritiyordu. Bu sahneye şahit olamaz bir hale düşmüştüm…”

“… Operasyondan sonraki zaman, insan tahammülü anlamı ile bağdaşması mümkün olmayan bir zamandı. Yavrumun bu mücadelesi tam dokuz saat devam etti, yavrum komalar halinde bile hep uçuyor ve hep atlıyor, sonra da “Babacığım, açtım açtım fakat o açılmadı“ diye inliyordu. Sabah saat 6.10 Bu andaki değişmeyen kaide tecellisini göstermişti. Gözleri son bir defa “Anne” feryadı ile etrafında aranmış ve kapanmıştı. Doktorlar ve hemşireler etrafında ve yanı başında ve bütün bakışlar onun kapalı gözlerinde, sessiz ayakta idik. Bir feryat, bir hıçkırık tufanı, yaşlar artık beni dinlemedi. Bütün sevgimi, şefkatimi, ümidimi ve her şeyimi bağladığım evladıma feryat idi bu…”


“… Bekleyenler, kıpırdamağa cesaret edemeyenler, acı hakikatin korkusu ile dalgın bekleyenler koşuştular. Yeniden oraya döndüğümde, odasında kimse kalmamıştı. Bembeyaz sanki kardan bir örtü ta başa kadar çekilmişti. Ellerim titreyerek örtüyü tuttum ve sıyırdım. Gözlerim yaştan bulutlanmıştı. Sanki bir tül, ince şeffaf bir şey arkasında görünen güzel yüz, gülümseyen dudaklar, rahat uyuyan yavrum… “

“… Eğildim hala ılık alnından öperken sanki beni dinliyor, bana gülüyordu. Veda ettim ve kan vermek emeliyle soyunarak fırlattığım ceketimi aldım yürüdüm…”

İlk Hava Şehidi Türk Kadını Eribe Hürkuş Ve Bafra’dan Yükselen Ağıt

Eribe için Altın Yaprak Dergisinde Yayınlanan Ağıt

Cumhuriyetin ilk yıllarında Atatürk devrimlerinin yerleşmesi ve ulus-devlet olma bilincinin güçlendirilmesinde önemli işlevleri olan kültür kurumları olarak ortaya çıkan Halkevlerinin Bafra Şubesi 24 Şubat 1933 tarihinde açılmıştır. Cumhuriyet değerlerini benimsemiş bireylerin yetişmesi için faaliyet gösteren Bafra Halkevi; fikirlerini yayabilmek için Altın Yaprak Dergisini yayın hayatına kazandırmıştır. 

Elim bir kaza neticesinde şehadete ulaşan İlk hava şehidi Türk Kadını Eribe Kartal Hürkuş için Altın Yaprak Dergisinin 30.11.1936 tarihli 19.sayısında Türk Folklor Araştırmacısı, Şair ve Yazar Vehbi Cem AŞGUN tarafından yazılmış “Şehit Eribeye Ağıt” başlıklı dörtlükler:

İlk Hava Şehidi Türk Kadını Eribe Hürkuş Ve Bafra’dan Yükselen Ağıt

Şehit Eribeye Ağıt

- Değerli Uçman Vecihiye –

Vehbi Cem Aşkun

Sen ki bir koncaydın gönül bağında,

Açmışdın göklerin boş kucağında,

Bir kuşdan pek farksız körpe çağında,

« Sadık» la - « Fethi» ye döndün Eribe!..(1)


Nekadar döğünsek, ağlasak değer,

Sen bir insan değil, kuşmuşsun meğer,

Eminim göklerde göz yaşı döker,

Uçmanlar içinde öndün Eribe!..


Toprağın güneşi, göğün kızıydın,

Ulusal kartalın canlı hızıydın,

Yurdumun eşitsiz bir yıldızıydın,

Yazık, çok vakitsiz, söndün Eribe!..


Notlar: 

Balkan Savaşının getirdiği acı hatıraları hakla unutturmak, Osmanlı Ordusunun güçlü olduğunu ispat etmek maksadıyla Harbiye Nazırı Enver Paşa iki uçaklık müfrezenin İstanbul’dan Kahire’ye uçuş yapmasını istemiştir. 1914 yılında bu seyahate uygun uçak olmamasına rağmen İstanbul-Kahire uçuşu, 8 Şubat’ta Yeşilköy’de yapılan bir törenle başlamıştır. Fethi Bey, 27 Şubat günü Şam’a ulaşmış, Kudüs’e doğru yola çıktığında Teberiye Gölü civarında Cehennem Vadisi denilen ve deniz seviyesinden 212 metre aşağıda olan Küfrühar kayalıklarına düşerek yardımcısı Sadık Bey ile şehit olmuştu

Araştırmacı Yazar Erkan Avşaroğlu

25 Ekim 2021, BafraHaber.com

Kaynakça

Altın Yaprak Dergisi, Sayı: 19, 30 Kasım 1936, Vatan Basımevi-Bafra

HÜRKUŞ, Vecihi, Bir Tayyarecinin Anıları, Yapı Kredi Yayınları, 2008

HÜRKUŞ, Vecihi, “Havada”, Birinci Kitap,1915-1925, Tayyareci Vecihi Hürkuş Müzesi Derneği, 2008

Gazete Arşivi

Akşam, 31 Teşrinievvel 1936, Yıl 19, Sayı: 6480 Sahibi: Necmettin SADAK

Cumhuriyet, 1 İkinci teşrin 1936, Yıl 11, Sayı:4480, Sahibi ve Başmuharriri: Yunus NADİ, Cumhuriyet Matbaası

Cumhuriyet, 3 İkinci teşrin 1936, Yıl 11, Sayı:4482, Sahibi ve Başmuharriri: Yunus NADİ, Cumhuriyet Matbaası

Kurun, 31 Birinci teşrin 1936, Yıl 20/2, Sayı: 6757-697, Sahibi: Asım US, Vakit Matbası

Kurun, 1 İkinci teşrin 1936, Yıl 20/2, Sayı: 6758-698, Sahibi: Asım US, Vakit Matbası

Tan, 3 İkinci teşrin 1936, Yıl 2, Sayı:556, Başmuharriri: Ahmet Emin YALMAN, 

Ulus, 31 ilkteşrin 1936, Yıl:17, Sayı:5483, Sahibi ve Başmuharriri: Falih Rıfkı ATAY, Ulus Matbaası

  • BafraHaber Yorum
  • İlk Hava Şehidi Türk Kadını Eribe Hürkuş Ve Bafra’dan Yükselen Ağıt içeriğine yorum yapmaktasınız
Favicon
  • Toplam Yorum 6
User defaultYorumcu-106025
30 Ekim 2021
13:42
  • Yorumcu-106025
  • 30 Ekim 2021
  • 13:42

Arastirmalarizla bilmediklerimizi sayenizde öğreniyoruz. çok teşekkürler.

User defaultYorumcu-131392
29 Ekim 2021
10:34
  • Yorumcu-131392
  • 29 Ekim 2021
  • 10:34

Güzel bir araştırma olmuş. elinize sağlık.

User defaultYorumcu-131092
26 Ekim 2021
17:13
  • Yorumcu-131092
  • 26 Ekim 2021
  • 17:13

Erkan bey harika bir yazı olmuş gerçekten emeğinize sağlık

Daha Fazla Yorum