Darülbedayinin Bafra Turnesi

Darulbedayinin bafra turnesi

DARÜLBEDAYİNİN BAFRA TURNESİ (1924)

Araştırmacı: Erkan AVŞAROĞLU | Osmanlı İmparatorluğu’nda kurulan ilk konservatuvar olma özelliği taşıyan Darülbedayi (asıl adıyla Dârü’l-bedâyi-i Osmânî) 27 Ekim 1914 tarihinde İstanbul Belediyesi bünyesinde konservatuvar olarak açılmış ve bir tiyatro topluluğu olarak hâlen İstanbul Şehir Tiyatroları adıyla varlığını sürdüren sanat kurumudur. Türk tiyatrosunun kurucusu kabul edilen Muhsin Ertuğrul’un çevirisini yapıp sahnelediği Cehennem adlı oyunuyla dahil olduğu Darülbedayi’nin Samsun ve Bafra’da verdiği temsillerde yaşanılanlar Vasfi Rıza Zobu tarafından kaleme alınmıştır. 

DARÜLBEDAYİNİN BAFRA TURNESİ

Fotoğraf: Soldaki Taha TOROS Sağdaki Vasfi Rıza ZOBU

1917'de Darülbedayi Tiyatro Okulu'na başlayan Vasfi Rıza Zobu 1921'den itibaren kısa dizi filmlerle sinema oyunculuğu da yapmış, 1922-1947 yıllarında Muhsin Ertuğrul’un yönettiği "Bican Efendi Vekilharç", "Ateşten Gömlek", "Karım Beni Aldatırsa", "Söz Bir Allah Bir", "Aynaroz Kadısı", "Tosun Paşa", "Kızılırmak" ve "Edi ile Büdü" adlı filmlerde rol almıştır. 

DARÜLBEDAYİNİN BAFRA TURNESİ

23 Kasım 1992 tarihinde vefat eden Zobu'nun vefatının ardından Yıldız Kenter verdiği bir röportajda, "Tiyatronun her türlü meşakkatine katlanmış, tiyatroyu bugünlere saygınlık kazandırarak taşımış bir büyük usta idi. Mesleğine gerçek bir aşkla, gönülden bir tutkuyla bağlı, örnek bir tiyatrocuydu. Bir sevgilimi daha kaybettim. Ağlıyorum..." şeklinde duygularını dile getirmiştir.

Gelelim Türk Kültür Tarihi araştırmacısı Taha Toros’un zengin arşivinden tedarik ettiğimiz Vasfi Rıza Zobu’nun Samsun ve Bafra anılarına…

“Alemdar Zadelerin idaresinde «Zafer Sineması” isimli bir binada temsillere başlamıştık... Bu bina, mübadillerden kalma... Sinematoğrafın ya icad edilmediği yahut da oralara kadar pek yayılmadığı tarihlerde yapılmış olacak. Seyyar tiyatro heyetleri, yerli amatör toplulukları için düşünülmüş olmalı ki: Sahne içi teşkilatı ona göre tertip edilmiş. Küçüklüğünden başka bir kusuru yok. Bu kusur da; bizim temsillere zarar verecek kadar değil...

Şehirde elektrik olmadığından, kendi malı bir motörle, tiyatronun ışığı temin ediliyor. Şehir içi, oteller, lokantalar, evler gaz lâmbaları ışığiyle o kadar karanlık ki: tiyatroya geldiğimiz zaman, âdeta gözlerimiz nurlanıyor. Bu aydınlık yerde, ancak iki gecede bir buluşabiliyorduk. Çünkü tiyatro seyircisi de, tiyatro heyeti gibi tek kadro idi. Yani her piyesin seyrine aynı insanlar geliyordu. Piyesin, beğenilenini de beğenilmeyenini de aynı kimseler seyrediyordu.

Yedi piyesle gitmiştik Samsun'a... Ayni insanların, yedi defa her gece tiyatroya gelmesi yorgunluk olacağından, biz de bundan dolayı, temsilleri iki gecede bir veriyorduk. Her temsil gecesinde de, «ayrı piyes oynamak şartile. Öyle ya, mademki seyirci adedi mahdut (sınırlı y.n) ve malûm sayıda; bir eseri iki defa görecek değillerdi ya... O devir için bundan tabii bir şey olamazdı... İstanbul gibi, Türkiye’nin en büyük şehrinde bile haftada ancak iki gündüz ve bir gece temsil verebilirken, küçük şehirlerde beher (her bir y.n) piyes için, bir geceden fazlasını beklemek mantıksız bir istek olurdu...

Samsun'un o günkü halinde; çalgısız, kantosuz bir tiyatro heyetinin böyle yedi temsiline seyirci bulabilmesi, şikâyet değil, öğünülecek bir hâdiseydi... Muntazam bir oteli, temiz bir lokantası, içecek berrak bir suyu, birbirini görecek ışığı olmayan bir yer. Vaktiyle Fehim Efendinin tiyatro heyetinden başka «Piyes oynayan» bir temsil görmemişti. Böyle bir şehirde, «Darülbedayi» e karşi bu alaka: ilerisi için çok ümid verici idi. Yalnız Samsun mu? Bafralılar arasında da bir istek olmuş. Toplanıp, müzakere etmişler; iki temsil için bizi davete karar vermişler. Belediye reisleri Rahmi Bey (Çakırzade Rahmi Çakır y.n.) elile bu dâveti aldık...(Büyükcami Mahallesi Rahmi Bey Sokağa adını veren y.n.)

Samsun'daki son iki temsili dönüşe bırakarak, 6 Temmuz 1340 Pazar günü, içine dolduğumuz kamyonet ve otomobillerle, saat 16,50 de Samsun'dan hareketle, Bafra'ya doğru yola koyulduk.

Ağaçlar arasından, deniz kenarlarından, dağ tepelerinden, zümrüt gibi ovalardan geçen yolların tabii manzarası ne kadar harikulâde güzelse; şoselerin bozulmuş kaldırımları o kadar kötü, o kadar perişandı... Birkaç defa bataklıklara saplandık. Derenin ortasında kalan otomobilden, adamların sırtlarında inebildik...

DARÜLBEDAYİNİN BAFRA TURNESİ

Her taraf kararmış, gece olmuştu. Otomobillerin farları, tabir caizse, belki iki mum kuvvetindeydi... Bu zifiri karanlıkta ne kadar zaman yol aldık; bilmiyorum, müthiş bir tütün kokusu etrafı sardı. Bafra şehrine girdiğimizi de böylece anladık...

Gösterdikleri yatağın çarşafını muayene etmeğe bile takatim yoktu. Kendimi salıverip uzanmışım. Bütün felâketle, sabahleyin gözümü açtığım zaman karşılaştım. Benden evvel, bu örtülerin üstünde kaç kişinin yattığını tahmin etmek; «kir» üzerinde ihtisas yapmış bir muhamminin (eksper y.n)  işiydi!.. Otelin yüklüğünde başkaca çarşaf olmadığından, o gün, ilk işim; çarşıdan dokuma çarşaf mübayaası (satın alma y.n.) olmuştu!..

Gecenin rutubeti, insanı ıslatacak kadar çok ve o nispette de sıtması bol bir şehirdi bu... Bahçeler arasından geçen Kızılırmak'ın bol sularile, her tarafı yemyeşil olmasına rağmen, o günkü Bafra'nın havasında bile bir ağırlık vardı...

Buraya geldiğimiz gecenin ertesi akşamı «Maşuk Efendi» komedisini oynadık. Eski deniz hamamları gibi etrafı ince tahtalarla kaplı, tarla ortasında alelâcele yapılmış bir barakanın içindeydik. Ön sırada oturanlar: Rumeli'li birkaç tütün tüccarı, eşraftan güngörmüş sekiz on efendi, Belediye Reisi ve memurini hükümet. Bu zevatın dinleyişlerinden; zevk aldıkları görülmekteydi.

Fakat, geri sıralardan şüpheliydim. Nitekim, ertesi akşam, Belediye Reisinin ve eşrafı beldenin gayretiyle seyirci bulabildiğimizi bizden saklamamışlardı...

İkinci akşam, Muhsin, Cehennem piyesini oynuyordu. Rolüm olmadığı için ben de dışarda, arka sıralarda oturmuş seyrediyordum. O kadar sessiz, o kadar dikkatle dinliyorlardı ki... Hayran oldum. Bir ara, «Piyesin çok acıklı bir yeri olacak» üç kişinin yerlerinden kalkıp dışarı çıktıklarını gördüm!.. Beğenmeseler bile, böyle oyunun yarısında tiyatroyu terketmek nezaketsizliğini göstereceklerini zannetmiyordum. Dışarda büfeciye bir şeyler söyleyip gittiler. Merak ettim, büfeciye sordum: sebep neymiş diye. «Bu oynadıkları çok acıklı bir şeymiş. Ağlamaklı olmuşlar... Ağlamayı da erkekliğe yakıştıramadıklarından çıkmışlar dışarıya!» Teselli lâzım ya; ben de bu olayı, temsilin muvaffakiyetine verip, Darülbedayi namına böbürlenerek geçip yerime oturdum. 

DARÜLBEDAYİNİN BAFRA TURNESİ

Muhsin Ertuğrul

Her meslekte, işine «cakalı» tarafindan meftun insanlar vardır. Malum ya, bu kusurlu insanlara, okumuş yazmış kimseler arasında bile tesadüf edilir. Bulunduğu mevkii, yahut kazandıkları takdiri hazmedememiş bir takım zayıflardır bunlar. Büfecinin de on dört, on beş yaşında bir çırağı vardı. Beline, önlük makamında pis, pirtil bir paçavra takmış. Perde kapanır kapanmaz;

«haniya, çaydan kahveden... Buz gibi gazooooz...» diye avazı çıktığı kadar bağırır. Biz, tiyatro içi nizamını, mümkün mertebe taşraya da beraber götürdüğümüzden; yanılmıyorsam, idare memurumuz Abdülkadir Bey, ilk gece çocuğa ihtar etmiş: «Oğlum, böyle bağırma...

İçerde dolaştırmak da bizde yasaktır ama madem ki burada âdet, hiç olmazsa sessizce dolaş... Canı isteyen olursa, seni çağırır alır.» demiş.

Böyle bir tenbih garip gelmiş çocuğa... Yaşlı adama itiraz edememiş; kendini tutmuş... İkinci perde arasında, yine âvaz âyaz bağırdığını duyunca, idare memuru; bu sefer çıkışmış; «Ben sana söylemedim mi; bağırma diye. Şimdi seni tuttuğum gibi...» tekdirini tamamlamadan çocuk; elindeki tepsiyi bir tarafa bırakıp, önündeki önlüğü de çıkarıp fırlatarak; «Bağırmadıktan sonra nerede kaldı bunun cakası?” .» diyerek çıkmış gitmiş!.. Büfeci demiş ki: «Bu falancanın oğludur. Para, pul almaz. Perde arasında bağırma uğruna gelir hizmet ederdi.. .».

Bafra dönüşü, Samsun'da iki temsil daha verdik. Böylece; Hanımlar Terzihanesi, Maşuk Efendi, Ceza Kanunu, Nur Baba Köşkü, Kayseri Gülleri komedileriyle, Cehennem, Harab Yurt, Bir Gece Faciası ve Karanlık Kuyu dramlarını oynamış olduk...

12 Temmuz 1340 (30 Haziran 1924) de, yine emektar «Millet» vapuru ile Samsun'dan ayrıldık. Ertesi günü, silâh sesleriyle, İnebolu önünde uyandım... Kurban Bayramı sabahı olmuş; onu karşılıyorlarmış. Biz de kurbanlar keserek, dualar ederek İstanbul'a döndük...

Araştırmacı Yazar

Erkan Avşaroğlu

Kısaltma: y.n. Yazarın Notu

Metinlerin özgün yazımlarına sadık kalınmıştır.

Kaynakça

And, Metin, 50 Yılın Türk Tiyatrosu, İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul,1973, s.136

Çalışlar, Aziz, Tiyatro Ansiklopedisi, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara,1995, s.201-202 “Ertuğrul, Muhsin”

Ertuğrul, Muhsin, Benden Sonra Tufan Olmasın, Dr. Nejat Eczacıbaşı Vakfı Yayınları, İstanbul, Temmuz, 1989

İslam Ansiklopedisi, 8.cilt, s.515 “Darülbedayi”

Nutku, Özdemir, Suda Ayak İzleri I-II, Anılar ve İzdüşümleri, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2021

Tör, Vedat Nedim, Yıllar Böyle Geçti, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, Mart 2010, “Muhsin, Bu Muamma”

Yavuz, Kemal, Reşat Nuri Güntekin’in Tiyatro İle İlgili Makaleleri, Millî Eğitim Basımevi, İstanbul, 1976, s.369-372, 15 Teşrinisani 1928, Vakit Gazetesi, “Ertuğrul Muhsin ve Darülbedayi”

“ http://hdl.handle.net/11424/133253 , Marmara Üniversitesi Açık Erişim Sistemi, Taha Toros Arşivi, Erişim Tarihi: 02.06.2021”

  • BafraHaber Yorum
  • Darülbedayinin Bafra Turnesi içeriğine yorum yapmaktasınız
Favicon
  • Toplam Yorum 6
User defaultYorumcu-123508
13 Temmuz 2021
22:10
  • Yorumcu-123508
  • 13 Temmuz 2021
  • 22:10

Tebrik ederim yeni yazarımız hoşgeldin , keyifle okudum tebrik ederim, emğine saglık gonca vural

User defaultYorumcu-100637
23 Haziran 2021
21:49
  • Yorumcu-100637
  • 23 Haziran 2021
  • 21:49

Nereden nereye.. bafra da en son tiyatro ne zaman hangi oyunu izledik diye sorsun herkes kendine.. kaleminize sağlık

User defaultYorumcu-120922
19 Haziran 2021
12:20
  • Yorumcu-120922
  • 19 Haziran 2021
  • 12:20

Bizlere bu tarih kokan anıları ulaştırdığınız için çok teşekkür ederim. gözlerimi kapatıp 100 yıl önceye gittim ...bafra nın rutubeti 100 yıl öncede varmış...

Daha Fazla Yorum