Bedri Koraman ile sadece Bafra sohbeti

Değerli Bafralı hemşerilerim, dostlarım ve arkadaşlarım;Uzun zamandır yazılarımla sizlerle beraber olamadım. 
İnşallah bundan böyle Bafrahaber.com sitesinde yine beraber olacağız. Güzel ve keyifli Bafra yazılarımızı sizlerle paylaşacağız.
Bildiğiniz üzere geçen ay Bafra’mızın çok değerli bir evladını, sevgili Bedri Koraman abimizi hakkın rahmetine yolcu ettik. Uzun yıllardır İstanbul’da yaşayan ve son 15 yıldır da Bodrum Torba’da ki evinde yaşamını sürdüren Bedri Koraman amcamız, ülkemizin dünyaca ünlü bir karikatüristiydi. 
Her zaman Bafralı olmaktan gurur duyan ve her ortamda Bafralı olduğunu söyleyen Bedri amca ile benim ilk tanışmam 1994 yılında oldu.                                                                                                                                                        
Onu ilk gördüğümde Bodrum’da bir kafede arkadaşları ile oturuyor tavla oynuyordu. Ben Bedri amcanın, dayılarım İsmail Başkaya ve Nafız-Nazmi İşman’ın çocukluk arkadaşı olduğunu bildiğimden bütün cesaretimi toplayarak yanına gittim. “ Bedri amca Merhaba. İsmim Ahmet Faruk Urfalı. Ben Bafralıyım ve İsmail Başkaya’nın yeğeniyim. Sizi tanışmak için rahatsız ettim. Kusura bakmayın” dedim. 
Bir anda gözlerini kocaman yaptı ve şaşırmış bir vaziyette bana  “ Sen kimsin biliyor musun. Bafra’da evini kapısında kilit olmayan 3-5 aileden birinin çocuğusun. Sizin evin kapısında kilit olmazdı ve herkes ben geldim diye girerdi. Sizin bahçedeki meyve ağaçlarının yerini tek tek bilirdim” dedi. 
Bir anda böyle bir tepkiyle, cevapla karşılaşmak beni bile şaşırtmıştı. Dayımı sordu, ne yapıyor İsmail’e emekli oldu mu dedi.
 Dayın çok dürüst bir adamdı, İsmail her zaman Bafra’nın medarı iftiharı olmuştur dedi. Bana çok yakınlık gösterdi. Evinin telefonunu verdi. Torba’ya eve gel dedi. Gel zaman –git zaman Bedri amcayla defalarca buluştuk, konuştuk, sohbetler ettik. İçinde hep bir Bafra sevgisi vardı. Bodrumun rutubetsiz, temiz havası ona iyi geldiğinden Bodrumda yaşıyor senede veya iki senede bir Bafra’ya gidebiliyordu. 
Bundan 9 ay önce aklıma Bedri Koraman ile Bafrahaber.com köşem için röportaj yapma fikri geldi.Konuyu Ali İhsan’a açtım. “Çok iyi yaparsın, müthiş olur. Zaten okuyucuların seni özledi. Süper bir dönüşün olur” deyince, ben de Bedri amcayı aradım. Telefona eşi Nil Hanım çıktı. Nil Hanıma müsait bir zamanlarında çay içmeye geleceğimi ve Bedri amca ile Bafra konulu röportaj yapmak istediğimi belirttim. 
Nil Hanım “ Faruk Bedri amcan uyuyor ama yarın saat iki’de gel, bekliyoruz” dedi. Ertesi günü saat iki’de Torba’daki eve gittim. Nil Hanım pastalı, börekli, çaylı çok güzel bir kahvaltı sofrası hazırladı ve Bedri amca ile başladık sohbete…                                                                                                  
Şimdi o röportajı sizlerle paylaşacağım. 
17 yaşında Bafra’dan ayrılan Bedri Koraman’ın Bafra’ya dair aklında kalan anılarını sizlere aktaracağım. Umarım okurken keyif alırsınız.
-Bedri amcaya ilk sorum “ Bedri amca Bafra’da nerede oturuyordun, kaç yılında ayrıldın, Bafra’ya ait anılarında neler var, anlatır mısın” oldu.
 Bedri amca’da çayından bir yudum aldıktan sonra başlattı anlatmaya…
1928 yılında Hacınabi Mahallesi, Müftüoğlu çıkmazında doğdum.17-18 yaşıma kadar Bafra’da kaldım. Çocukluğum gençlik yıllarımın bir kısmı Bafra’da geçti.1945 yılında İstanbul’a geldim. Ortaokuldan sonra senin annenin dayısı İsmail İşman beni Bafra Avcılar Kulübünde işe soktu. Orada sekreteryalık yaptım. İsmail İşman Avcılar Kulübün Başkanıydı. O zaman Cenap dayı adında kısa boylu kavruk bir adam, kulübün kasa defterine, fişeklere bakıyormuş. İşman o yaşlandı, sen genç ve okumuşsun diyerek bu işi bana verdi. Domuz avına gidileceği zaman İşman’ın talimatıyla herkese sayıyla domuz fişeği verirdim.                                                                                                                                       
 O yıllara ait yine hatırladığım bir şey’de Stat inşaatı ile ilgili bir olaydı. Stadın inşaatında bulundum. İşçileri, işi yapanları kontrol ederdim. Bir gün metreküpe 4 torba çimento koyduklarını fark ettim. Reise gittim. Reis o zaman sanırım Eğinli Mustafa Beydi. Reise “Çimentodan çalıyorlar, az çimento kullanıyorlar.” dedim.
 Reis hiç cevap vermedi. Sonra iş yine devam etti. Sonra Reis’e yine dedim. Reis’te bana “İncelettim, sakıncası yokmuş, öyle de olurmuş.” dedi. İş devam etti. Benim bu şikayetlerimden dolayı müteahhit bana para, rüşvet teklif etti. Kabul etmedim. 
Sonra yemek yiyoruz buyur gel dediler. Bana şarap içirdiler. Kusa kusa eve zor gittim. Çimento o yıllarda ithaldi. Hem dışarıdan geliyordu hem de karaborsaydı. Sonra artan çimentoları Samsun’a götürdüler. 
-Bedri amca başka kim vardı çocukluk arkadaşlarından…
Ümit vardı. Ümit Ayan. Cennetliklerin Ümit, senin dayıların vardı, Şapkacı Naci’nin oğlu Arap Hamdi vardı. Teyzemin oğlu Osman vardı, Kör Hüseyinlerden Koca Hamit’in oğlu vardı, Doktorun oğlu Doğan vardı. Sonra Doğanlar Bafra’dan İstanbul’a gittiler fakat İkinci Dünya Savaşı çıkınca tekrar Bafra’ya geri döndüler. Öyle çok arkadaşım yoktu ama Bafra’nın çocuklarını tanırdım. Şimdi aklımda çok kalmadı.
Çocukken bir süre yaz tatillerinde eniştemin arabacı dükkanı vardı, orada da çalıştığımı hatırlıyorum. Teyzemin Oğlu Osman’la  “Şına”  yapardık, topçekerdik.  Ben çok özel tekerlek topu çekerdim. Eniştem bize haftalık olarak 2,5 TL verirdi. “Hadi gidin Kırık Leblebi alın” derdi. Bizim haftalığın adı “Kırık Leblebi Parası” oldu. Ben şimdi kitap yazıyorum ve kitabıma Bafra ile ilgili anılarımın yanında bu Kırık Leblebi Hikâyesini de koydum. 
(Şına at arabalarının tekerleğinin ortasındaki top ile tekerleğin dış kısmındaki çember arasında olan ve 12 adetten oluşan çınar ağacından yapılan ara elemanlarıdır. Burada Bedri amcanın bahsettiği eniştem dediği kişi ise Selahattin Köroğlu’nun kayınpederi de olan Bafra’mızın değerli büyüklerinden Şevket Çakıcı’nın çırağı Arabacı Şükrüymüş. Teyzemin oğlu Osman dediği kişi’de Arabacı Şükrü’nün oğlu İkiztepe’den Kör Osman)
Bedri amca Bafra’ya ait anıların arasında hangi adetler gelenekler görenekler var. Hatırlayabildiklerinden bahseder misin?
Bizim çocukluğumuzda Bafra’da düğünlerde özellikle köylerde, gelinin çeyizi damadın evinin bütün duvarlarına asıldığını hatırlarım. Bir de baklava tepsisi atarlardı. Bütün çocuklar baklavayı kapışırdı. Tepsiyi kapardık. Sonra o tepsiyi götürene hediye verirlerdi. Sonra düğün alayı olurdu. Arabaların önünü keserdik, damattan ya da yakınlarından bahşiş alırdık.
-Bedri amca sen mübadele yıllarını yaşadın mı?
Samsun’un adı eskiden Canik’ti. Benim çocukluğumda Canik Şekerlemeleri vardı. Bafra’da Rum Mahallesi vardı. Ortaokula giderken biz önünden geçiyorduk. Bafra’nın tek asfalt yolu o Rum mahallesindeydi. Beyoğlu’ndaki gibi eski taş binalar vardı. 1924 teki mübadeleden sonra Bafra’daki zengin Rumlar gittiler, Yunanistan’daki köylü çiftçi halk Bafra’ya gelip yerleşti. O koca taş evlere eşeklerinle girerlerdi.  Arkadan itekleyerek eşekleri merdivenlerden çıkarırlardı. Atatürk bile “Mübadele en büyük hatalarımdan biri olmuştur” demiştir. Çünkü zengin paralı pullu adamları, burjuva olan, kaymak tabaka olan zanaatkârları, tüccarları yolladık, Yunanistan’dan çiftçi köylü halkı getirdik.
Yani bir anda ülke fakirleşti, ticaret zayıfladı, zaten köylü olan Anadolu halkı daha da köylüleşti. Mübadelede Bafra’ya zengin olarak gelen mübadillerde vardı. Çakmaklı Hafız, Numan Efendi, Molla Mustafa, Nevris Efendi, Tütüncü Osman Efendi gibi adamlar Bafra’ya gelen zengin mübadillerdendi. Bafra’nın o zaman yerlilerinden en zenginleri annenin dayısı İsmail İşman, İsmail Tarım, Hümmet Karaçocuk, İsmail Hacıömeroğlu, babanın dayıları Çizmeli Şevket Efendi, Çizmeli Salim Efendi, Kolaylızade Hasan Efendi, Kolağası Kadir Ağa, Hacıbekirzadeler, Göltepeli İbrahim Bey, Nazım Hacıbaşıoğlu, Ulemaoğlu Ahmet Bey, dedenin babası Başkayalı İlyas Efendi, Kaşifağa, İsmail Işın, Hasan Fehmi Ustaoğlu, Hacı Tevfik Çelebi, senin babanın amcası Nazım Hafız, Tirelioğlu Mehmet Bey vardı. Bunlar sözü geçen, Bafra’nın yerlisi paralı adamlardı. Deden Nazım Hafızın 1945’te Belediyenin arkasında kocaman tütün deposu vardı. Şimdi duruyor mu bilmiyorum dedi. 
Ben de duruyor eski Belediyenin arkasında, Çağşurlu’ların kahvesinin karşısında. Nazım Hafız vefat edince orası mirasa girmiş satılmış. Şimdi oranın yarısı Karakullukçularda, sanırım mobilya mağazası dedim.                                                                     
Sonra tekrar konuya devam etti ve mesela Yunanistan’daki Bafra’dan giden Rumlar hala kendilerini Bafralı olarak görüyorlar. Gazeteci Örsan Öymen ve Melih Aşık ile Yunanistan’a gittiğimizde, orada Bafra’dan gitme Rumlar gördüm. Bizi restoranlarında misafir ettiler. Rakı balık yedik. Bizden para almak istemediler. Siz bizdensiniz dediler. Olmaz dedik, zorla ödedik. O Rumlar mübadelede Yunanistan’a gidince çok zorluk çekmişler. Yunanlılar onları kabul etmek istememiş dedi.                                                                                          
-Bedri amca sinemaya veya tiyatroya gider miydiniz?
Bizim çocukluğumuzda Rum mahallesindeki Kilise sinemaydı. Daha sonra o kiliseyi söktüler onun taşlarınla Kızılırmak ilkokulunu yaptılar. Dünya yüzme şampiyonu Johnny Weissmüller’in Tarzan filmine gittiğimi çok iyi hatırlıyorum. Daha sonra Bafra’da iki tane sinema açıldı. Bir tanesi Kibaroğlu sinemasıydı diğeri de şimdi ki postanenin karşısındaki İnci Sinemasıydı. İnci sinemasının yazlık kısmı da karşıda Çelebilerin bahçesiydi. Eskiden savaş yıllarıydı ticaret bu kadar gelişmiş olmadığından meyveler satılmaz, dallarında çürürdü.  Bu nedenle yaz olduğunda bütün kasaba çocukları evde yemek yemezdi hep meyve ile doyardık. Meyve bahçelerinin sahipleri çocuklara karışmazdı hatta susadığımız zaman su verirdi. Çocuklara karışmak onları meyve yemekten mahrum bırakmak çok ayıptı. Bafra’nın çarşı içindeki o tek katlı ve iki katlı evlerinin bahçesinde envayi çeşit meyve ağaçları vardı. Sizin evin bahçesinde bile en az 10 çeşit meyve ağacı vardı. İsmail’le, Nafiz’le, Nazmi ile ağaçların tepesinden inmezdik.                                                                                                                           
-Bedri amca babanız ne iş yapıyordu?
Rahmetli babam Koca Hamit’ti… Hamit Koraman. Babam Taş Han’daki kahveyi işletirdi. Aynı zamanda Paşa Hamamını da babam işletirmiş. Bafra Meydanında meşhur Taş Han vardı. Alt katı kahve üst katı oteldi. Tam Kibaroğlu Sinemasına giren aranın köşe başındaydı. Çelebizadeler’in yeriydi. Paşa Hamamı da meydanda şimdi Ziraat Bankasının olduğu yerdeydi.
87 yaşında vefat eden ve aklı, hafızası hep yerinde olan, çam sakızı çoban armağını da olsa hatırlayabildiklerini bizimle paylaşan Değerli Büyüğümüz Bedri Koraman’a Allahtan rahmet yakınlarına başsağlığı diliyorum. 
Bafra Devlet Hastanesi yapımında karikatürlerini bağışlayan ve kendince de olsa destek veren Bedri Koraman’ın adının Bafra’da yaşatılması gerektiğini düşünüyorum.
Bu vesileyle Bafra Belediyesine Bedri Koraman isminin bir caddeye verilmesini ve Bedri amcanın isminin yaşatılarak gelecek nesillere de aktarılmasını rica ediyorum.
Ahmet Faruk Urfalı
  • BafraHaber Yorum
  • Bedri Koraman ile sadece Bafra sohbeti içeriğine yorum yapmaktasınız
Favicon
  • Toplam Yorum 0