Anastas’a niyet, Postacı Nazım’a da kısmet!

Anastas a niyet postaci nazim a da kismet

Millî Mücadele’ye karşı örgütlenen Postacı Nazım, Rum Çete lideri ile Bafra'da yakalandı.

Yazarımız Erkan Avşaroğlu, kaleme aldığı bu çalışmada, Millî Mücadele’nin en kritik ve karanlık dönemlerinden birine ışık tutuyor. Avşaroğlu, dönemin resmî belgeleri, hatıralar ve arşiv kaynaklarına dayanarak; halifelik ve padişah adına isyan örgütleyen, kendisini “Gönüllü Halife Ordusu Kumandanı” olarak tanıtan eski kaymakam ve posta müteahhidi Postacı Nazım ile, Samsun–Bafra hattında faaliyet gösteren Rum çete reisi Anastas’ın, Selânikli Üsteğmen Niyazi komutasındaki birlik tarafından aynı mekânda yakalanış sürecini ayrıntılarıyla aktarıyor. Bu yazı, Millî Mücadele’nin yalnızca dış düşmanlara karşı değil, içeriden yürütülen isyan ve ihanetlere karşı da verilen zorlu bir varoluş mücadelesi olduğunu çarpıcı belgelerle gözler önüne seriyor.

Şeyhülislâm Dürrizâde Abdullah'ın, "Padişah ve Halife kuvvetleri dışındaki millî kuvvetleri kâfir ilan eden ve katlinin vacip (gerekli)" olduğunu bildiren fetvasının “Takvim-i Vekayi"de, Şeyhülislam Dürizzade Abdullah'ın fetvasına karşılık, Ankara Müftüsü Rıfat (Börekçi) ile Anadolu din adamlarının, 251 imzalı fetvasının Hakimiyeti Milliye'de yayınlandığı, Maraş-Urfa’nın Fransızlar, Eskişehir-Afyon’un İngilizler,  İstanbul’un İtilaf Devletleri tarafından işgal edildiği,  Meclisin basılıp bazı milletvekilleri tutuklanarak ve Malta Adası'na sürüldüğü, buna rağmen Mustafa Kemal Paşanın Türkiye Büyük Millet Meclisini açtığı ancak İstanbul'da toplanan bir Divan-ı Harp tarafından Mustafa Kemal’in idama mahkum edildiği (Padişah 24 Mayıs'ta onayladı) İstiklal Mahkemelerinin kurulduğu, isyanlar ve işgaller yılıydı 1920…

Takvimler tam olarak 18 Aralık 1920’yi gösterirken, Amasya İstiklal Mahkemesi Başkanı Mustafa Necati, üyeler Emin (Geveci) ve Necati (Kurtuluş) imzasını taşıyan karar da şöyle diyordu: 

“… Zile, Yenihan, Akdağmadeni, Sulusaray ve sair muhtelif mahallerde ahali-i İslamiye ve bî-günah asakirimize karşı silah, top endaht ve şahadetlerine sebebiyet veren ve emval ve nukud-ı İslamiye’yi yağma ve garet eyleyen ve bu unvan-ı mukaddes ile birtakım eşkıyaya dehalet ve himayelerini kabul ve bu suretle birçok zabitan ve asakirimizin şehadetlerine ve bî-günah birçok mazluminin yok yere kanlarının heder olmasına sebebiyet veren ve devlet ve milletimizin düşmanlara karşı kuvvet ve kudretini bu suretle rahnedar eyleyen Postacı Nazım ve Zileli Ali Hafız Efendilerin ef’al ve harekât-ı mezkûresi vakayi’ ve hadisat ve mevcut evrak-ı tahki kiye mündericatı ve kendilerinin itirafat-ı sarihasıyla sabit olmakla Hıyanet-i Vataniye Kanunu’nun birinci maddesi delaletiyle 2’nci maddesine tevfikan salben idamlarına müttefikan ve vicahen karar verildi. 18 Kânunuevvel 336

Kimdir bu Gönüllü Halife Ordusu Kumandanı Postacı Nazım?

Halaskar Gazi Büyük Nutkunun İç İsyanlar bahsinde;

“… Yozgat, Yenihan, Boğazlıyan, Zile dolaylarında alevlenen karışıklık ateşleri, bütün memleketi yakıyor, hainlik, cehalet, kin ve bağnazlık dumanları bütün vatan göklerini yoğun karanlıklar içinde bırakıyordu… Efendiler! Memleketin kuzeybatı bölgesinde asilerle uğraşırken, memleketin ortasında Yenihan, Yozgat ve Boğazlıyan dolaylarında da isyan başlıyor. Bu isyan hareketleri de hatırlanmaya değer. 14 Mayıs 1920 tarihinde Postacı Nazım ve Çerkez Kara Mustafa adında birtakım adamlar, Yenihan’a bağlı Kaman köyünde isyan ettiler. Bu hareket gittikçe artan bir şiddetle genişledi. Asiler, 27/28 Mayıs 1920 gecesi Çamlıbel’de bulunan bir müfrezemizi basarak esir ettiler...” şeklinde tanımladığı olaylar İsmet İnönü tarafından da şu şekilde değerlendirilmiştir:

“Asilerin elindeki silah, tehlikeli ve korkunç bir silahtır. Halife adına, padişah adına, din uğruna hareket ediyoruz diye halkı kolaylıkla kendi taraflarına çekebiliyorlar. Yenihan'da isyan eden Postacı Nâzım diye maruf eski bir sabıkalı, kendisine "Gönüllü Halife Ordusu Kumandanı" adını vermiş. Bunu bir misal olmak üzere anlatıyorum. Gönüllü Halife Ordusu Kumandanı Nâzım’ın elimize bir beyannamesi geçti. Beyannamede askeri, jandarmayı isyan için teşvik ediyor, davet ediyor. "Asker ve jandarma kardeşlerime" diye başlayan bu beyannamede, Gönüllü Halife Ordusu Kumandanı şöyle diyor: 


"Sevgili padişahımızla, kongreciler harp ediyorlar. Ahali İslamiye, padişahına yardım için silaha sarılarak halife ordusu namı ile bir ordu teşkil ediyorlar. Sizi babalarınıza, kardeşlerinize karşı silah atmaya icbar ediyorlar. Aklınızı başınıza toplayarak silahınızla hemen yanımıza geliniz. Zabitlerin emrini tutarak padişaha asi olmayınız. Yaşasın sevgili padişahımız, kahrolsun kongre."


Gelelim Ulu Önder Mustafa Kemal ve silah arkadaşları bin bir zorlukla kurtuluşun yolunu aradıkları vakit, içerden hançerlemeye kalkan Postacı Nazım’ın akıbetine…


Selânikli Üsteğmen Niyazi’nin, Postacı Nâzım’ı Samsun- Bafra arasında bir mevkide nasıl yakaladığını kendi ağzından dinleyelim: 

1336 senesinin Birinci kânun ayındayız. Kış erken başlamış olduğu için her taraf karla örtülü. 15. Tümen teşkilatını henüz ikmal etmekte olduğundan subay adedi her bölükte ikiyi geçmiyor. Bazı bölüklerde ise ancak bir subay var.

Bir gün; birinci tabura mensup subaylar birinci Bölük Komutanı Üsteğmen Niyazi'nin odasında toplu bir halde öğle yemeği yerken kapı vuruluyor ve bir posta eri selâm vaziyetinde Niyazi’ye hitap ederek:

— Alay komutanının, telefona gelmesini emrettiğini bildiriyor.

Alay Komutanı merhum Ankara Merkez Komutanı Albay Ali Somdemir’dir. Niyazi hayırdır inşallah diyerek fırlayıp telefona koşuyor. Ve biraz sonra avdet ediyor. Soruyoruz:

— Vallahi bir şey anlayamadım. Yalnız Alay Komutanı şimdi Merkez Komutanlığına gel dedi. O kadar.

Niyazi hemen emir veriyor, at hazırlanıyor ve yemeği yarım bırakarak Merkez Komutanlığına gidiyor. Yarım saat sonra Niyazi avdet ediyor. Biraz heyecanlı fakat telaşlı değil.

Soruyoruz:

— Hayrola Yüzbaşım (O tarihlerde Bl. Komutanları Üsteğmen de olsa makam ve mesuliyet saygısı olarak Teğmen ve Asteğmenler bu rütbedeki Bölük Komutanlarına Yüzbaşım diye hitap ederlerdi).

Niyazi Alayın cevval ve atılgan bir subaydır.

(Bu atılganlığı dolayısıyladır ki Sakarya Muharebesinin ilk günlerinde hemen yaralanmış tedavi edilip bölüğe iltihakından sonra 28 Ağustos 1338 günü de yine bu atılganlığı yüzünden Tınastepe’de ilk saatlerde tekrar yaralanmıştır.)

Niyazi derhal:

— Ava gidiyoruz … dedi. 

— Biz de inandık.  Olur ya Alay komutanı Demir Ali Bey dayısıdır. Çoluk çocuğu da yok. Niyazi’yi de evlâdı gibi sever, belki onu da beraberinde götürecek dedik.

Niyazi gülüyor, biz hâlâ bir şey anlamış değiliz.

Posta erini istedi ve Bölük Başçavuşu Ünyeli Mustafa efendiyi çağırttı…

Niyazi emir veriyor. 

— Bölüğü bir saat sonra tam teçhizatla içtima ettir. Ve posta erine de Tabur doktoruna hitaben yazdığı bir kâğıdı uzatıyor. Acele doktora götür. Ver diyor. Biz meraktayız. Nihayet, Niyazi cebinden üzerinde “….yerde açılacaktır” yazılı bir zarf çıkarıp gösteriyor. Ve ilave ediyor.

— Çocuklar domuz avına gidiyorum!

Meseleyi biraz anlamış gibiyiz. Bir saat geçtikten sonra bölük içtima ediyor ve Niyazi’nin biraz evvel gönderdiği kağıt üzerine gelen doktorun önünde bölüğü muhtelif istikametlere koşturuyor. Doktor koşan erleri gözden geçiriyor ve kimsede kaba soluma göremiyor. Gözlerinden şikâyeti olanları soruyor. Kimseden cevap yok. Doktorun vazifesi bitmiştir. Niyazi’nin elini sıkıp gidiyor. Bölüğün Başçavuşu şimdi depoda mevcut eldivenleri çıkarıyor. Bölük emini üç günlük kumanya için Levazıma, Sıhhiye çavuşu lüzumlu ilâçları almak için Tümen hastanesine gidiyor.

Akşamın alaca karanlığında müfreze, (Mıntıkayı iyi bilen bir jandarma Başçavuşunun maiyetindeki manga ile 40 kişilik piyade kuvveti) Niyazi’nin komutasında yola çıkıyor. 

Niyazi’yi ve erlerini Alayın bütün subayı ve erleri sevgi ve tezahüratla uğurluyoruz. Şimdi hâdiseyi Niyazi’nin ağzından dinleyelim:

Karanlık çökmüş, etrafta bir sessizlik var, biz sükûnetle hedefe yürüyoruz. Bu arada yanımdaki jandarma başçavuşunun civar arazi hakkındaki izahatını dinliyor, kalbim ve bütün varlığım bana tevdi edilen vazife ile meşgul bulunuyor. Arada kol nihayetine kalıyor erleri dinliyorum. Bana güven ve başarı telkin eden ifadelerle dolu hamleler seziyorum. Bu vaziyet beni büsbütün coşturuyor. Kışlalardan ayrılalı henüz iki saat olmuştu ki, müfrezeye derinliğine bir tertip aldırdım. Ve ileriye iki gözcü birde mıntıkayı iyi bilen jandarma eri verdim. Yürüyoruz…

Yedi saat süren bir yürüyüşten sonra gözcülerden haber alıyorum. Emredilen yere geldik. Jandarma Başçavuşu ile araziyi bir kez daha gözden geçiriyoruz. Şüpheler izale edilmiş ve aradığımız mevkiye gelmiş bulunuyoruz. Sık bir ağaçlığın içinden geçerek bir alana dahil olmuştuk ki siyah bir nokta halinde karanlık ve esrarlı bir ev göründü. O anda cebimdeki mahrem emri muhtevi bulunan zarfı çıkardım. Açtım, saatime bakarak zarfı açtığım dakikayı zarf üzerine kaydettikten sonra emri okumaya başladım: 

 Emir şu idi:

... yerde göreceğiniz binada Anastas namındaki çete reisi, kardeşi ve 14 avenesiyle birlikte bulunmaktadır. Vakt-i fevt etmeden ve hiçbirinin firarına meydan vermeden hayyen (canlı), olmadığı takdirde meyyiten(ölü) derdestleri matlup'tur.

Şimdi kendi kendime gülüyor ve gözün aydın Niyazi; domuz avı başladı diyorum. Derhal müfrezedeki manga onbaşıları topladım. Vaziyeti anlattım.  Yapacakları iş hakkında lâzım gelen direktifi verdim ve her manga mevkilerini birer birer tâ'yin etmek suretiyle evi kordon altına aldım.

Bu meyanda parolayı da kararlaştırdım. Gecenin sessiz saatlerinde sükûnetle tertiplenen bu durumda, evi tarassut etmeye başladım. Henüz sabaha ait hiçbir işaret yoktu.

Tam bir dikkat ve sükûnetle evi tarassut ederken kapıdan elinde yanar çıra parçaları olduğu halde iki kadın çıktı. Çıranın alevi kadınları ve evin civarını bize daha iyi göstermek fırsatını verdi. Kadınlar karla örtülü patikada pınar yolunu takibe koyuldular. Bizim kordon hattına gelir gelmez erlere çıkarttırdığım iki kaputu derhal üzerlerine atarak ve ses çıkarmalarına mâni olarak ele geçmelerini temin ettim. Şu anda iki kadın elimizde bulunuyordu. Korku ve heyecanlarını geçiştirecek saniyeleri bekledim. Yanlarına gittim, kaputları aldırttım, yavaşça konuşmaya başladım.

— Korkmayın... Evde kaç kişi var? 

Cevap veriyorlar:

— 10, 15 kadar insan.

— Silahlı mı?

— Evet, hepsi silahlı.

— Nereden geliyorlar?

— Alaçamdan geliyoruz. Samsun’a gideceğiz yolu kaybettik, bu gece burada kalalım dediler.

Biz kadınla konuşurken evden, kadınların dışarı çıkışlarını ve civarı gözetleyenlerden hasıl olan şüphe üzerine evde odadan odaya gezdirilen ışıklar ve telaşlı sesler duymaya başladık. Bu esnada kadınlardan yaşlısını evin kordon altına alındığını evdekilerin teslim olmalarını; aksi halde evin ateşe verileceğini, kanunlarımızın af hükümlerini de ihtiva ettiğini unutmamalarını asilere bildirmek üzere yolladım. Fakat ben kadınla konuşurken iki el silah atıldı ve pencereden birisinin atladığı görüldü.  Esasen pusuda olan erlerimiz avını bekleyen kaplanlar gibi bu atlayan adamı cansız yere serdiler.

Evde gürültülü hareketler arttı. Biraz sonra kadın elinde garip ifadeler yazılı bir kâğıtla geri döndü. Kâğıtta aynen şu cümleler vardı:

Essultan ibnisultan Gazi Vahdettin Efendimiz Hazretlerinin ömrü afiyetleri, Necip Osmanlı ordusu askeri şahanelerinin gelip bizi kurtardıklarından yüzlerimizi hakipaylarına sürer dualar ederiz. Açılan bu necât kapısının kemalı şevkle atılmaya hazırız. Müseade ve iradei kumandaniyelerine muntazarız. Ferman. 

Cevap veriyorum.

— Evde bulunanlar birbirinden on beş adım mesafede, elleri yukarıda silahsız olarak yürüyecek ve arkası bize dönük olarak birbirinden beş adım aralıkla duracak ellerini arkasına bağlayacak. 

Gelen cevap yine aynı nakarat:

(Esşultan İbnisultan…)

Anlaşıldı ki bunlar bizim kuvvetimizi ve tertip kuvvetimizi anlamak ve sabahın ilk saatlerine ulaşmak için zaman kazanmak istiyorlar. Sıhhîye Çavuşunu çağırdım. Mevcut ispirtonun yarısını birkaç kibritle kadınlara vermesini emrettim. Kadınlar da evin yakınında bulunan yığın halindeki çalı ve kurumuş ot yığınlarına bu ispirtoyu dökerek tutuşturmalarını aksi halde öldürüleceklerini tembih ettim. Kadınları da ev civarına gönderdim. Kadınlarda kesin olarak verdiğim bu emir üzerine Allah’a İsa ya yalvararak gittiler. Fakat korkudan dudakları kurumuş nefesleri kesilmiş zangır zangır titrer bir haldeydiler. Kadınlar müthiş bir korku içinde bu işle meşgul iken evden tehdit kastiyle bir el silâh daha atıldı. Kadınlar ürkerek geri geldiler ve bizden yardım istediler. Verdiğim işaret üzerine kordonun muhtelif noktalarından silâh attırdım. Bu vaziyet üzerine kadınlar tekrar ev civarına giderek çalı ve otları tutuşturdular. Az bir zaman da evi saran alev dalgası karşısında asiler evi terk etmeğe ve birer birer çıkıp teslim olmağa başladılar. Ev yanmadan sekiz kişilik bir grubu hemen evi aramaya yolladım. Elleri yukarda teslim olan asileri de kuvvetli bir kordonun muhafazası altına aldırdım. Eve gönderdiğim sekiz kişilik grup ellerinde tüfek, fişek ve ip olduğu halde geri döndüler; ev artık tamamen tutuşmuş yanıyordu. Tüfeklerin mekanizmalarını çıkarttırdım, asilerin ikişer ikişer kollarını bağlattım ve tüfekleri de boğazlarına astırdım. Ben bu işle meşgulken Müfreze ile gelen Jandarma Başçavuşu sevinç içinde yanıma geldi: 

-Komutanım, biz Anastas’ı ararken Zile isyanı hazırlayan ve Halife Ordusu Komutanı adını taşıyan en büyük ve en mühim şeriri de iki arkadaşıyla yakaladık…

O Adam kim diye soruyorum:

-Postacı Nâzım

Tanır mısın?

-Evet tanırım ben Jandarma Çavuşu iken oda kaymakamdı. Sonra kaymakamlıktan ayrıldı Posta Müteahhitliği yapmaya başladı ve bilahare Zile isyanını hazırladı. Posta Müteahhitliği yaptığı içindir ki kendisine (Postacı Nâzım) denilmiştir. Vaziyet çok enteresandı; bize verilen emir Anastas ve avenesi içindi kısmette Postacı Nazım da varmış. İçim içime sığmıyor bir an evvel Samsun’a gitmek vazifemin şerefle ifa edilmiş olmasından mütevellit sevgi ve takdire kavuşmak istiyordum. Nâzımı da güzelce bağlattım. Şimdi (15) asi Rumlar (3) de bunlar (18) kişi. Onbaşıları topladım gaflet veya yanlışlık ne olursa olsun bunlardan bir kişinin kaçması müfrezenin elde ettiği muvaffakiyeti yarı yarıya yok eder gerçi yorgun uykusuz ve heyecanlısınız bunu biliyorum fakat bu durumumuz vazifemize müessir olamaz gözünüzü açın. Onbaşılar Mangalarına koşuyorlar ben yanımda Başçavuş olduğu halde kolları iple bağlı olan Nâzımla konuşuyorum: 

-Nereden geliyorsun? nereye gidecektin?...

-Niksar’dan geliyorum Samsun’a gideceğim.

-Yanındakiler kim?

-Yol arkadaşlarım.

-Bu asilerin yanında ne işin var?

-Yatacak yer bulamadık bu eve geldik, biz geldikten sonra da onlar geldi ve böylece tesadüf bizi birleştirdi.

-Lafı kısa kestim.

-Sakalları tam manasıyla uzamış -belli ki tanınmamak için uzatmış-başında büyük bir kalpak, sırtında önü kapalı avcı ceketi tam bir komitacı kıyafeti 55 yaşlarında tahmin edilen ve aptal rolü yapan bir canavar. Fakat karşısında Milli Kuvvetlerin (22) yaşında genç bir subayı var henüz tecrübesiz amma kültürü imanı ve zekâsı ile Milli varlığın mevcudiyetine kani ve o uğurda her şeye katlanacak icap ederse kanını da dökmekten çekinmeyecek.  İşte bu mefkûreye dayanarak aldığım vazifeyi hayatım pahasına ve hatta maiyetimde bulunan (50) Türk gencinin kanlarıyla ödeyerek ifa edeceğim. Şu anda bu mühim vazifenin başarısından doğan bir gururla Nâzımla konuştum, şu farkla ki: ben olgun ve mütekâmil bir vatansever (55) yaşında postacı Nâzım ise tecrübesiz câhil ve aptal tavrıyla henüz (22) yaşında….

Her iş bitmişti... yanımda jandarma Başçavuşu olduğu halde yürüyüş kolunun tertibini ve teslimden sonra âsilerin durumunu gözden geçiriyorum: Başta Postacı Nâzımla âsilerin reisi Anastas kolları birbirine bağlı bunların etrafında müheykel ve müşekkel 4 Türk genci silahlarını tetik tertibatının daha yukarı kısmından avuçlamışlar bu halleriyle milli hükümetin kanun mefhumundaki iradesine tercüman olmuş bir durumları var, diğer aveneler ise aynı tertiple ikişer ikişer kollarından bağlı ve bunların da etrafını saran süngülü çelik erlerim. Bafra’yı Samsun’a bağlayan şoseyi takip edeceğiz her işin muntazam yürüdüğüne kanaat getirdikten sonra hareket emrini verdim. Samsun’da tebellüğ ettiğim emirle vazifenin ifasından sonra geçen zaman tam (18) saat. Belki geciktim bunu henüz takdirden acizim, fakat vazife görülmüş emir yerine getirilmiş olmaktan mütevellit bir heyecanın derinliklerinden kendimi kurtaramıyorum. İşte bu anda evi tutuşturan kadınlar hatırıma geliyor. Müfrezeye dur emri veriyorum. Kol nihayetinden 4 eri kadınları aramak üzere yakılan evin civarına gönderiyorum; ev çoktan yanmış ve kor haline gelmiş; gönderdiğim erler kadınları arıyor, sağa sola koşuyor, ıslık düdük ses alamıyorlar. Nihayet, bir erimiz koşarak yanıma geliyor ve Yüzbaşım kadınların birisi aldığı bıçak yarasından ölmüş diğeri de onun yanında kanlar içinde yerde yatıyor. Düşünüyorum: Biz bu heriflerle müsademe etmedik, süngü kullanmadık demek kendi ırklarının canavarlıklarına kurban gittiler. Yaralı kadının tedavisi için sıhhiye ekibini yardıma koşturuyorum. Fakat nafile bir zahmet çünkü o da ölmüştür. Kanun kuvvetleri önünde bile canavarlıklarını yenemeyen bu insan sıfatındaki ejderha ruhlu haydutlara içimden kopup gelen bir hisle isyan ediyor şu anda hepsinin akıbetlerini kanun adına tayin etmek istiyorum. Yürüyoruz. Etraf dünkü gibi karla örtülü, eller, ayaklar, kulaklar hislerini kaybetmiş gibi yakan, biçen bir soğuğun tesiri altındayız. İki saat devam eden yürüyüşten sonra varacağımız ilk Türk köyüne Başçavuşu konakçı gönderdim. Burada uzunca bir mola ile erlerimi doyurmak biraz olsun istirahat ettirmek istiyordum. Başçavuş aldığı vazifeyi ifa ediyor ve vakıayı köylüye haber veriyor. (4 saat sonra): Kışın şiddetle hüküm sürdüğü şu günlerde feragat ve fedakârlıkla başarılan bir vazifenin, yerine getirilen bir emrin tevlit ettiği gururla üşümüş, yorulmuş asker kardeşlerinin istirahatleri için elden geleni esirgemeyen köylülerimizin arasındayız. Burada 2 saat süren istirahatten sonra tekrar yola çıktık. Samsun’a daha yakın olan ve karakol teşkilatı bulunan bir köyde tekrar konakladık; bu köyden vaziyeti telefonla Samsun Merkez Komutanına bildirdim, biraz sonra Albay komutanımla karşı karşıyayım: muvaffakıyetle dönmekte olduğumu arz ediyorum. Cevaben benim ve erlerimin sıhhatini soruyor ve gözlerimizden öptüğünü ilave ediyor. Bu arada Samsun’a ne zaman gelebileceğimizi soruyor cevap veriyorum yarın saat (9) da Nâzım hakkında malumat istiyor eşkâlini tarif ediyorum ve daha bazı malumat verdikten sonra (Nâzım’ın son derece kurnaz bir adam olduğunu ve dikkatli hareket etmemi tavsiye ediyor. Akşam olmuştu. Müfrezenin nasıl bir tedbirle geceyi geçireceğini tasarladım, köyün hâkim bir evine bir mangalık kıtai muntazira koydum. Nöbetçiler çıkardım, eşirrayıda mazbut bulduğum mektebin bir odasında ancak dörder dörder yemek yemek ve def'i hacet halinide kolları çözülmek üzere, içten ve dıştan kuvvetli bir emniyetin muhafazası altına aldırdım. Nöbetçi çavuşunu çağırttım ve şu emri verdim: Samsun’a yarın erken varmak maksadile gece saat (3) de buradan hareket edeceğiz; erlerin yemek vaziyetini buna göre ayarla. Köyün muhtarını da bul bana yolla. Biraz sonra muhtar geldi; iki tabaka büyücek kâğıt istedim. Bulup getirdi. Postacı Nâzım ile Anastas’ın boyunlarına takacağım afişlerin yazısını yazdım. Nâzımın ki şöyle idi: 

-1000 kişilik maiyeti ile ve Halife Ordusu Komutanı nâmile Zile, Amasya, Tokat, havalisinde yüzlerce vatandaşın kanını içen Vatan, Millet haini alçak ruhlu bir domuz -Postacı Nâzım, 

Anastasın ki de şöyle idi: 

-15 kişilik avenesiyle Samsun, Bafra, Kavak havalisindeki Türk vatandaşlarının malına, canına, ırzına saldıran canavar ruhlu bir domuz (Anastas). 

Bu işim bittikten sonra ben de kendimi istirahate terk ettim uyumuşum ne kadar zaman geçtiğini bilemiyorum bir aralık kapımın vurulduğunu duydum, Posta eri: saatin (2) olduğunu söyledi; fırladım yüzümü gözümü yıkadım giyindim ve dışarıya çıktım. Erlerim yemek

yiyordu. Domuz sürüsünü gözden geçirdim. Birbirlerinin üzerlerine rastgele yaslanmış, kolları bağlı uyuyorlar. Yemek işi bitmiş hareket hazırlığı başlamıştı. İçtima yeri olan köyün cami civarına köylüler de çıralar yakmış oldukları halde toplanmış aralarında binek eğerli hayvanları da bulunanlar var. Şerirlerin yakalandıkları yerdeki tertiple yola çıktık. Erlerim görülen işin neticesinden çok memnun hepsinde ayrı ayrı bir canlılık bir dirilik var evvelsi günden beri devam eden yorgunluğu unutmuşlar gibi, yürüyoruz. Nihayet Samsun’a bir kilometre mesafede kısa bir mola verdim hazırladığım afişleri Nâzımla Anastas’ın boynuna astım. Mesafeleri daha kapattırdım daha dikkatli ve tetik bir durumla tekrar yürümeğe başladık. Samsun’un ilk kenar mahallelerindeyiz. Geçtiğimiz her evin önünde bir insan kalabalığı görüyoruz. Bunlardan bir kısmı şimdi müfrezenin sağında solunda yürüyor. Şehre girdikçe etrafımız bir insan kalabalığı ile çevrilmeğe başladı ve mesele gitgide ağızdan ağıza yayıldı: Şu anda ikinci bir vazife ile karşı karşıya idik. Halk, bu canileri parçalamak isterse ne yapacağım? Müfrezeyi durdurdum, domuz sürüsü ile halk arasında kalacak mesafeyi tâyin ettim ve bu mesafenin tecavüz edilmemesine dikkat edilmesini bunun için de müfrezenin nihayetinde yürüyen sekiz erden bir kordon hattı teşkil ettim. Tekrar yürüyoruz: Saathane ve Hükümet caddesine gelmek üzereyiz. Buralarda da bir insan kalabalığı ile karşılaştık. Dükkânlardan koşanlar, yoldan geri dönenler: Gözüm artık hiçbir şeyi fark edemiyor, yalnız Merkez komutanlığına vukuatsız ulaşabilmeyi düşünüyordum. Çünkü o zaman Samsun'da meskûn bir ekalliyet zümresi de var. Etrafıma, bir de müfrezenin arkasına baktım yüzlerce insan. Müfrezeyi durdurdum. Tertip ve tedbiri tekrar gözden geçirdim. Bu arada sokak başlarındaki askerî inzibat ve polis memurlarının mevcudiyetini fark ettim. Demek ki Merkez Komutanı ile cereyan eden telefon muhaveresinden sonra şehirde de bir tertibat alınmış. Biraz

ferahlıyorum. Nihayet Merkez Komutanlığındayız. 38. Alayın bütün subayları Alay Komutanının beraberinde. Merkez Komutanı ve Tümen Genelkurmay Başkanı. Müfrezeyi durduruyorum, koşuyor, vazifenin başarıldığını arz ediyorum. Elim elden ele geçiyor, sanki kopacak gibi sıkılıyor. Arkadaşlar bir tarafta toplanmışlar onlarla kucaklaşıyoruz. Ne bileyim Cihan Şampiyonluğunu kazanmış bir sporcuya yapılan canlı bir tezahüratın dalgalandığını görüyorum. Bu arada annem gözüme ilişiyor, koşup elini öpüyorum. Beni göz yaşları dökerek kucaklıyor. Kısa süren bu musahabe ve musafaha bittikten sonra tekrar müfrezemin başına geliyorum... Domuzlar Merkez Komutanlığında hazırlanan inlerine alınıyor, müfreze de şarkı söyleyerek İlyas Köyündeki kışlalara doğru yürüyor. Halk yine peşimizde. Alkış, yaşa!.. sesleri arasında yeni vazifelere hazırlanmak üzere sıcak ve mütevazi koğuşlarımıza çekiliyoruz. (Niyazi'nin konuşması burada bitiyor).


Beş gün sonra Aksiseda Gazetesinde: Amasya İstiklâl Mahkemesinin kararını ve Kararın infazını okuyoruz: (Zile, Amasva, Tokat havalesinde Halife ordusu Komutanı nâmiyle Millî Kuvvetlere karşı isyan hareketlerine cüret edip Yüzlerce Türk hanümanını söndüren Mal, can, Irz, Milliyet düşmanı esbak kaymakamlardan Posta Müteahhidi Postacı nam ile maruf Nâzım ve iki arkadaşı hakkındaki İdam kararı Amasya da bu gece sabaha karşı infaz edilmiştir.)

Erkan Avşaroğlu
12 Aralık 2025, Bafrahaber.com

Yararlanılan kaynaklar

-Atatürk, M.K., (2004), Nutuk 1919-1927, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara.

-İnönü, İ., Hatıralar, Bilgi Yayınevi, 2006.

-Soğucalı,Ş.,(1947), İstiklal Harbinde Olaylar, Ankara.

-Amasya İstiklal Mahkemesi Cilt-12/1, TBMM Kütüphane ve Arşiv Hizmetleri Başkanlığı Yayınları.

-TBMM Gizli Celse Zabıtları I. (2023), TBMM Basımevi, Ankara.


  • BafraHaber Yorum
  • Anastas’a niyet, Postacı Nazım’a da kısmet! içeriğine yorum yapmaktasınız
Favicon
  • Toplam Yorum 5
User defaultYorum Id: 248803
15 Aralık 2025
14:40
  • Yorum Id: 248803
  • 15 Aralık 2025
  • 14:40

Nerede bu yazar hain vahdettin öğen ingiliz mandası üyesi bunlar.

User defaultYorum Id: 248739
13 Aralık 2025
18:33
  • Yorum Id: 248739
  • 13 Aralık 2025
  • 18:33

Hani sakarya muhasebesi sırasında sarayda 19 yasinda kizla evlenen,istanbul işgal orduları başkomutanı general harington cenaplarına... istanbul’da hayatımı tehlikede gördüğümden, ingiltere devletine sığınır ve bir an önce istanbul’dan başka bir yere götürülmemi talep ederim efendim diyen müslümanların halifesi mehmet vahdettin in ordusunun neferi değil mi bu postacı......

Cevap
  • Yorum Id: 248802
  • 15 Aralık 2025
  • 14:39

Rab seni konuşturuyor. ağzınıza sağlık.

User defaultYorum Id: 248742
14 Aralık 2025
05:06
  • Yorum Id: 248742
  • 14 Aralık 2025
  • 05:06

Moğol çin melezi yazar istila bitti. iftira geçtiniz.dünyayı gezsen moğol şeytanların yıkımı ve vahşeti görürsünüz.

Daha Fazla Yorum