Sevgili okurlarım, bugün sizlerle bir gönül insanı; fedakâr, sanatkâr, bulunduğu her toplumda öncülük yapan, yaşamı boyunca hiç yılmadan bu günlere gelen örnek bir Bafralı Cumhuriyet kadını, Atatürk aşığı olan Vedia Lokman ile birlikte olacağız.
Vedia Lokman, 14 Nisan 1930 günü Bafra’da bugün Arkeoloji Müzesi yanında bulunan (Eski Şehir Kulübü) Bora’ların evinde dünyaya gelmiş. (1950-1954 yıllarında Bafra Belediye Başkanlığı yapan Necati Bora’nın yeğeni.)
Çocukluk ve gençlik dönemleri başta bu sokak olmak üzere Bafra’da geçiyor.
Tabakhane Mahallesi çocuğu olan Vedia Lokman, tahsil hayatından sonra Tokat Turhal Şeker Fabrikası’nda kimya laborantı olan Selahattin Lokman ile ortak bir arkadaşları vasıtasıyla tanışıyorlar. 16 Haziran 1949 yılında bu tanışma evlilikle taçlanıyor.
Vedia Lokman artık Turhal’a gelin gidiyor.
18 Ağustos 1950 tarihinde ilk çocuğu Nurettin Lokman dünyaya geliyor.
Mutluluk dolu günlerle geçen, zaman zaman tatillerde Bafra’daki baba evlerini ziyarete gelen bu mutlu ailenin 18 Şubat 1952 yılında ikinci oğulları Fahrettin Lokman dünyaya geliyor.
Selahattin Lokman amca ile dedelerimizden dolayı akrabalığımız var. Dedem ile annesi hala–dayı çocukları.
Yazıma Selahattin amca ve Vedia yenge diye hitap ederek devam edeceğim.
1953-1954 yıllarında Selahattin amcaya Behçet hastalığı teşhisi konuluyor.
1958-1959 yıllarına gelince ne yazık ki artık gözleri âmâ olan bir kimya laborantı ve mecburen malulen emekli olması ile baba ocağı olan Bafra’ya dönülüyor.
Tabakhane Mahallesi’nde bulunan Lokmanzadelerin evine yerleşiyorlar.
12 Eylül 2025 tarihinde Samsun’da ziyaret ettiğimiz Vedia yengemden o günleri dinledik ve notlar aldım.
Sağlığı yerinde, gözlerindeki ışık hiç sönmeyen Vedia yengem ile sohbetimiz başladı. “Amcan ile mutlu bir evliliğimiz oldu. Tüm engelleri birlikte aştık. Amcanın gözlerini kaybetmesi üzerine kader bizleri yeni kararlar almaya, çocuklarımızla birlikte mücadele ederek, şükrederek, hiç kimseye muhtaç olmadan yaşamak üzere el ele, gönül gönüle vererek bu günlere kadar geldik.” Ve anlatmaya başladı.
“İdris, moralimi hiç bozmadan yaşam mücadelesi vermeye çalıştım. 17 Ekim 1959 yılında Bafra’ya geldiğimde üçüncü çocuğumuz Tülay dünyaya geldi. Hayat şartları çok zordu. Amcan okumayı çok severdi. İlk iş olarak çocuklardan ve ev işlerinden fırsat buldukça amcana roman okuyordum.
Hayat böyle devam ederken çok düşündüm. Bir dost sohbetinde o yıllarda kazak örgü dokuması yapıldığını ve çok ihtiyaç olduğu fikri üzerine araştırmalara girdim.
1963 yılında Passap fabrikasının kazak örgü dokuma makineleri ürettiğini öğrendim. Sağ olsun Selahattin amcanın desteği ile İstanbul’a gittim, Passap marka bir örgü makinesi aldım ve orada 10 günlük kurslara katıldım.
Bafra’ya döndüğümüzde dar olmasına rağmen bir odamıza makineyi kurduk. Gözleri âmâ olmasına rağmen makinenin tüm özelliklerinden amcana bahsettim, elimde getirdiğim kitapçığı okudum.
Ve işte ilk ticari anlamda küçük fabrikamızı kurmuştuk. O kadar çok talep vardı ki yetiştiremiyordum. Artık yanımda hem mesleği öğretmek hem de yardımcı olmaları açısından 3-4 kişiye kurs veriyordum.
Bir de Bafra’nın tüm mahallelerinden bayanlar devamlı gelip gidiyorlar, siparişler veriliyor, sohbetler ediliyor. Çocuklarımı da hiç ihmal etmeden tahsil hayatlarına devam ediliyor. Amcan hem bana yardımcı olurken çocukların da derslerini ihmal etmiyor. O kadar becerikli ki makine herhangi bir arıza yaptığında el yordamı ile söker ve tamirat yaptıktan sonra yerine takardı.
(Ben de çok iyi hatırlıyorum; Selahattin amca, ablam Hayriye ile benim derslerimize de yardımcı olurdu.)
Bu arada akşamları istirahate çekilmeden Selahattin amcana kitaplar okuyordum.
Artık mahallemizin ve ziyaretimize gelenlerin dertlerini dinliyor, onlarla sohbet ediyordum. Bunun yanında terzilik yapıyor, kadınlarımıza elbiseler dikiyordum. Çevremizde dertleri olan aileleri ziyaret ediyor ve o yıllarda sıhhiyeci görevi, yani komşuların iğnelerini yapıyordum.
Selahattin amcan ile hayata o kadar sarılmıştık ki şükrediyorduk; hiçbir zaman moralimizi bozmadan yaşantımıza devam ediyorduk.
Artık çocuklar büyümüş, tahsil hayatları devam ediyor. Yıl 1972, büyük oğlumuz Ankara Askerî Tıp öğrencisi idi.
Selahattin amcan ile tekrar yaşantımızın dönüm noktası olacak bir karar verme zamanı gelmişti.
1972 yılında Bafra’yı terk ederek yeni yaşantımız için Ankara’ya yerleştik.
Ankara’da yine aynı faaliyetlerime devam ettim. Örgü makinem ve terzilik görevlerini aksatmadan sürdürdüm.
Yıllar geçmiş, büyük oğlum Nurettin askerî bir doktor olmuş, ortanca oğlum ile kızım fakültelerini bitirerek yaşantılarına devam ediyorlardı.
(O yıllarda ben, İdris Anarat, öğrenci iken evlenerek eşim Nurten’i Ankara’ya öğrenci evine getirmiştim. Vedia yengem ile Selahattin amcam bizleri hiç bırakmaz, devamlı görüşürdük.)
Çocuklarımız büyümüş, ben de artık örgü ve terzilik işlerini terk etmiştim. Oğullarım evlenmiş, torunlara karışmıştık. Ankara’da dostlar edinmiş, mutlu bir şekilde yaşamımız devam ederken 13 Temmuz 1995 günü bizleri yıkan o acı haber ile sarsıldık. Oğlumuz Yarbay Doktor Nurettin Lokman kalp krizi sonucunda hayata veda etmişti.
İdris, o günleri biliyorsun; amcan ile sarsılmıştık. Kelimelerle o anı ifade etmeme imkân yok. Emir büyük yerden gelmişti, boynumuzu bükerek sabır edecektik.
Kızım Tülay hiçbir an bizleri bırakmadı. O kadar evlenme teklifleri gelmesine rağmen hayatını bizlere adadı, gördüğün gibi hâlâ birlikteyiz. Bazen kızım, benim yaşantıma renk katmak için kendinden çok fedakârlık yapıyorsun desem de
“Ben hayatımdan memnunum.” diye geçiştiriyor.
23 Eylül 2012 günü aile tekrar acı bir kayıp ile sarsılıyor. Selahattin amcanın ölümü tüm aile içerisinde, hatıraları olan, hiç kalp kırmadan yaşamını sürdüren bir insanın hayata gözlerini yumması oldu.
Vedia yengem sözlerine şöyle devam ediyordu…
Nurettin’in ölümü, daha sonra Selahattin amcanı kaybetmemiz derken baktım ki hayat devam ediyor. Tüm acıları içime kapattım ve “Vedia, kendini bırakarak bedenen ve fikren muhtaç duruma girme.” diyerek hayatımı şöyle bir film şeridi gibi gözden geçirdim. “Vedia, sen bu günleri de atlatacaksın.” dedim ve 81 yaşımda âşık olduğum sanatsal faaliyetlere, kızımın da yardımı ile tekrar ilk günkü gibi başladım.
Önce Ankara’da belediye tarafından açılan bilgisayar kursu, yine belediye musiki çalışmaları ve en önemlisi çocukluk yıllarımdan beri merak sardığım resim kurslarına katıldım.
Artık içimdeki duyguları önümde bulunan tuvale işlemeye başladım. Kurslarda gösterdiğim başarı beni 81 yaşımdan sonra ressam kimliği ile karşıladı.
2021 yılında Altındağ Belediyesi’nin Ulucanlar Eski Cezaevi Sanat Merkezi’nde sergimi açtım. Çok övgüler aldım. Yapmış olduğum resimler çok ilgi gördü. Evet, bunu da başarmıştım. Yapımcılar, TV’ler ve basın 91 yaşındaki bir ressamdan bahsediyordu.
A Haber, NTV, TRT Haber benimle röportajlar yapıyor, yaşantımın ve başarımın sırlarını soruyorlardı. Gazete ve dergilerde boy boy fotoğraflarım ve yaptığım resimlerden bahsediliyordu.”
Vedia yengem ve Tülay kardeşimi 12 Eylül 2025 tarihinde ben, Cemal Önder ve eşlerimizle Samsun’da ziyaret ettiğimizde birkaç yıl Samsun’da kalacaklarını, Ankara’da evlerinin kentsel dönüşüme girdiğini ve tüm tablolarını Samsun’daki eve getirdiğini, ilk fırsatta Samsun’da sergi açması için teklifler yapıldığını ve inşallah Samsun’da en kısa zamanda sergisini açacağını ifade etti.
95 yaşında olmasına rağmen bu sene tuvalin karşısına geçerek yeni eserler yapma arzusunda olduğunu belirtti.
Ne yazabilirim, ne söyleyebilirim ki; hayat mücadelesini başarı ile sonuçlandırmış, hâlâ bir şeyler üretmek, eserler bırakmak arzusunda olan Vedia yengeme sağlıklı uzun ömürler diliyorum.
Bir eserini o kadar güzel ifadelerle anlattı ki biz de hayranlıkla dinledik. Eserinin yanında boy boy fotoğraflar çektim. Bu tablonun yapılış hikâyesini dile getirirken gözlerindeki o heyecan, o sevgi kelimelerle tarif edilemezdi.
Bu eseri ile çektiğim fotoğrafları görünce bir şeyler yazmama gerek olmaz kanısındayım.
Son olarak bizlere “Neler söylemek istersin?” dediğimde;
“İdris, bizler Atatürkçü Cumhuriyet çocuklarıyız. Büyük Atamızın gösterdiği yolda az da olsa bir katkı yaptıysak ne mutlu bize. Gençlere sesleniyorum; yaşamınız boyunca engeller karşınıza çıkabilir, yılmayın, mücadelenize devam edin.” dedi.
Ellerinden öperek en kısa zamanda tekrar görüşmek üzere ayrıldık.
Yeni hayatlar, yeni yaşantılarda buluşmak üzere hoşçakalın, hoşçakalın.
Gönül dostlarına selam olsun.
İdris Anarat
10 Ocak 2026, BafraHaber.com
Yenilendi.
Değiştir, Vazgeç!
Ben vedia teyzemden ilham alanlardan onun kadim dostlugu komsuluguumuz cok guzel guven veren huzur dolu samimi bir aile reisi ona allah saglikli ömurler versin cok seviyoruz dürdane özbay duman