Kim kimin temsilcisi

Bugün dünya nüfusunun çoğunluğunu işçiler oluşturmaktadır. Bu Türkiye`de de böyledir. Biz kendi ülkemizi kaleme alalım. Çoğunluk olmasına rağmen neden azınlığa ezilir? Dünyanın güzelliklerinden onlar neden az yararlanır? Neden azınlığa mahkumdur? Cevap çok açıktır, patron işçiden güçlüdür istediğini yapar ve yaptırır.

Mali güç olarak güçlüdür peki, halkı, milleti temsil ettiğini söyleyen siyaset, siyasetçiler, parlamento ve hükümetler bunlar neden bir şey yapmaz? Birçoğunuz yaptılar veya yapıyorlar daha ne yapsınlar diyordur. O zaman işçi sorunlarını ele alalım yapmışlar mı? Yapıyorlar mı? Hep birlikte görelim.

1) Sosyal Güvence; Türkiye`de hala birçok işçinin sosyal güvencesi yoktur, olanların çoğunun ise olması gerektiği gibi değil daha az maliyet sağlayacak şekilde yapılıyor. Örneğin; X firmasında çalışan Ali Bey emeği karşılığı 2.000,00 TL ücret alırken SGK ( Sosyal Güvenlik Kurumu) primi asgari ücret üzerinden ödeniyor. İşveren burada maliyeti düşürerek kendi zenginleşmesini arttırıyor. Aynı zamanda işçinin gelecekte alacağı tazminatı ve emekli maaşını düşürüyor. Bir taşta iki kuş vurmak diye ben buna derim.

2) İşsizlik Korkusu; Birçok kez kendimde karşılaşmış olduğum bu sorun, tüm işçilerin üzerinde hatta iliklerinde hissettiği sorundur. Patronunuz sizi işe yarım saat geç kaldığınız için, yaptığınız bir hata için, müşteriye daha iyi davranamadığınız için, göreviniz dışında başka bir işi yapmak istemediğiniz için, daha fazla meta üretip ona daha fazla para kazandırmadığınız için, 1-2 gün izin istediğiniz için, hasta olduğunuz için, ücreti az bulduğunuz için... Bu böyle gider sayfalar yetmez belki de patronunuzun kişiliğine ve varsa insanlığına bağlıdır.

3) Sendika; İlk önce sendikanın anlamına bakalım TDK`ye göre; İşçi veya işverenlerin çalışma hayatlarındaki ortak iktisadi ve sosyal hak ve çıkarlarını korumak ve geliştirmek amacıyla tüzel kişiliğe sahip olarak kurulan kuruluş. Türkiye`de ocak ayında kayıtlı işçi sayısı 11 milyon 600 bin 554`dür. Sendikalı işçi sayısı ise 1 milyon 96 bin 540`dır. Bu kadar uçurumun olduğu Türkiye`de işçilerinin haklarını koruması ve geliştirmesi imkânsızdır.

4) Ücret; Patron işçiyi işe almadan önce alacağın ücret bu kadardır der ve işçi kabul ederse anlaşırlar, işçi sormaz ben sana ne kadar para kazandıracağım sana, patron ise hiç demez bana bu kadar para kazandıracaksın. İşçi X ürününü üretir ürünün maliyeti işçi ücreti hariç 3 TL`dir satış fiyatı ise 8 TL`dir. Aradaki 5 TL`nin 2 TL`si işçiye geri kalan 3 TL ise patrona kalır. Eğer üretilen ürünün emek bedeli 5 TL ise işçi neden bunun 2 TL`sini alır çoğunluğu patrona kalır. Burada görüyoruz ki çalışarak zengin olunmaz çalıştırarak zengin olunur bu da kölelik değil midir?

 

Yukarıda yazdığım sorunlar dışında aslında birçok sorun vardır ama bunlar temel sorunlardır. Şimdi bu sorunları parlamentodaki hangi parti benim işçimin bu sorunları var, benim işçim haksızlığa uğruyor, hangisi işçinin hakkını savunuyor?

Yazılı vaatlerin, kemiksiz dilin kelimelerin dışında başka bir şey yok. Bu da parlamentoda işçinin siyasi partisi olmadığı kanıtıdır. İşçinin hakkını en iyi yine bir işçi savunur. Parlamentoda kaç tane işçi vardır? Tüm bunlara rağmen işçilerin çoğu şu an parlamentoda bulunan vekillere oy vermiştir.

İşçilerin siyasette yönetilen değil yönetenlerden olması elzemdir. İşçilerin yapması gereken siyasetin içinde yer alıp kendi vekillerini parlamentoya seçmektir. Ancak o zaman işçinin parlamentoda vekili olacaktır, o zaman işçinin hakkı savunulacaktır ve patronlara karşı işçiler himaye altına alınacaktır.

                                                                                                                                            

facebook.com/necdet.yarar

twitter.com/NECDET_YARAR

 

 

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER !

  • BafraHaber Yorum
  • Kim kimin temsilcisi içeriğine yorum yapmaktasınız
Favicon
  • Toplam Yorum 0