Sevgili Peygamberimiz hadis-i şerifinde `Ameller niyetlere göredir.`demektedir. Ne kadar deruni ve zarif bir sözdür. Öyle ya Cenab-ı Allah yaptığımız iş ve eylemlerin sonuçlarını bizlerin niyetlerine göre değerlendirecektir. Yaptığımız fiilleri O ölçüde hayır ile sonuçlandıracaktır. Bizler çevremizdeki insanlar tarafından meydana getirilen birçok olayı değerlendirirken de O kişinin gayesini dikkate alarak fikir yürütürüz.
Şimdi olayın sendikal boyutla ne alakası var diye düşündüğünüzden eminim. Toplu görüşmeler, hepimizin bildiği gibi 2002 yılından beri yürütülmektedir.Geçmiş sekiz yıla baktığımızda Sendikalar (Yetkili Kamu-Sen, Kesk, Memur-Sen) Hükümetle 8 kez masaya oturmuş durumdalar. Bu yıl dokuzuncu Toplu görüşme devam etmekte. Bu sekiz görüşmenin altısından bir sonuç alınamamıştır. Yani hükümet uzlaşmaz tavrını sürdürmüştür. Nihayet uzlaştırma kurulu kararlarına kalmış sonuç hepimizin malumu olduğu üzere iktidarın dediği olmuştur. 8 yıl içinde tam altı kez başvurduğumuz ve 4688 sayılı Kanunla kurulan Uzlaştırma Kurulu ise etkisiz bir oluşum haline getirilmiştir. Zira Uzlaştırma Kurulunun yapısı da ve yetkisi de iktidarın dediği olsun üzere ayarlanmıştır. Bugüne kadar Hükümet yetkilileri ile ortak uzlaşmaya varılan 2005 ve 2008 yıllarında imzalanan 2 mutabakat, kanunlara aykırı bir şekilde savsaklanmış, hükümleri tam olarak hayata geçirilmemiştir.
`Bu nedenle siyasi iradeyi öncelikli olarak kanunlara uymaya ve samimi olmaya davet ediyoruz.`
Hukuk/Hukuksuzlukla ilgili gerçeği görmeniz açısından size MEB`in resmi rakamlarından veri aktarmak istiyorum. Milli Eğitim Bakanlığı Hukuk Müşavirliğinin 11/05/2010 tarih ve 15582 sayılı yazı ile bakanlık aleyhine 2005 yılı başından Mayıs 2010 tarihine kadar toplam `23 624` dava açıldığı bildirilmiştir.
Bu rakam bakanlığın işlemlerinden yaşanılan huzursuzlukların ve mağduriyetlerin açık ve net göstergesidir. Bu vahim tabloya rağmen bakanlık yetkililerince halen bir önlem alınmaması, bu rakamın gün geçtikçe artacağının habercisidir. Adam kayırmacı yaklaşımlara bakanlık personeli artık sessiz kalmamaktadır. Bu davaların çoğunu Bakanlığın kaybettiğini biliyorum. Bölge İdare Mahkemeleri ve Danıştay kimsenin keyfine göre karar veren kurumlar değil. Bu vahim sonuca ulaşmamızn en büyük nedeni Kanun tanımazlık, Usulsüzlük ve Adam Kayırmacılıktır. Bu realiteleri bilmeniz uygulamalardaki ve Anayasa değişikliğindeki Niyeti görmeniz açısından önemlidir.
Bugüne kadar kanunları görmezden, hukuki oluşumları dikkate almayan siyasi iradenin Anayasa değişiklik paketi içinde yer verilen toplu sözleşme konusunda da aynı vurdumduymazlığı göstereceği ve getirilecek olan yeni sistemin, toplu görüşme sisteminden bile etkisiz olacağı endişesini taşıyoruz.
Ülkemizin altına imza koyduğu çeşitli uluslararası sözleşmelerin hükümlerine, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Danıştay`ın müteakip defalar aldığı kararlara göre ülkemizde kamu görevlilerinin toplu sözleşme ve grev hakkı vardır.
ILO` ya göre toplu sözleşme ve grev, birbirinden ayrılamaz temel bir çalışan hakkı olarak kabul edilmektedir. Toplu pazarlık sisteminin kurulması, tarafların eşit statüde ve eşit güçlerle pazarlık yapabilmesi, kamu görevlilerinin grev hakkından geçmektedir. Öncelikli olarak kamu görevlilerinin uluslararası sözleşmeler ve yargı kararları yoluyla tescillenmiş temel haklarını tartışmaya açılarak referandum konusu yapılmasını, bununla birlikte grev ve siyasete katılma hakkının yok sayılarak, toplu sözleşme hakkının anlamsız ve etkisiz bırakılmasını ciddi bir hata olarak görmekteyiz. Özellikle Uzlaştırma Kurulu`nun yapısında yapılacak değişiklikle tarafsızlığını yitirmesi durumunda, zaten grev hakkı önüne Anayasal set çekilecek olan kamu görevlilerinin, toplu sözleşme hakkı da tam anlamıyla devre dışı bırakılmış; memurların özlük haklarının belirlenmesi süreci Asgari Ücret Tespit Komisyonu benzeri bir düzene terk edilmiş olacaktır.
Sendikal hakları artırdığı, örgütlenmenin önündeki engelleri kaldırdığı iddia edilen değişiklik paketiyle sendikaların üyeleri adına dava açma hakkı dahi ellerinden alınarak örgütlü toplum, tam anlamıyla yok edilmek istenmektedir
Bununla birlikte daha önce denenerek büyük bir karmaşaya yol açmış olan çalışanların aynı iş kolunda birden çok sendikaya üye olabilmelerinin sağlanmasından arzulanan amaç tam anlamıyla anlaşılmış değildir. Bu iktidarın karşısındaki gücü yandaş ve emre amade bir sendika vasıtasıyla kırmak için hazırladığı tezgâh gibi görünmektedir.
12 Eylül yönetiminin en çok eleştirilen, eğitimin önünde engel olarak görülen YÖK ile ilgili niçin yasal bir düzenleme yoktur. Neden YÖK`ü kaldırmıyorsunuz` Anladığımız kadarıyla burada işler Hükümet açısından yolunda gitmektedir.
Anayasa paketini incelemeden, sonuçlarını düşünmeden Başbakanın ağzından çıkar çıkmaz sırf yandaşlık yapmak uğruna `Evet` diyenlere bir kez daha düşünmelerini ondan sonra vicdanlarıyla verdikleri kararı uygulamalarını tavsiye ediyorum.
Ayrıca bu Anayasa değişikliğini bir ilkmiş gibi sunmak yanıltıcıdır. Bir önceki üçlü koalisyon Hükümeti 33 maddesini değiştirdi. 1982 yılından 2010 Martına kadar değişik hükümetler 80 maddesini değiştirmiştir.
Anlayacağınız Anayasa değiştirilemez diye bir hüküm yoktur. Lakin arkasındaki niyeti görmezden gelemeyiz. Bugünün yanıltıcı havasıyla `Evet` diyeceklerin; yarın hiçbir savunma hakkı kalmamış çalışanlar olarak ağlamaya, sızlanmaya da hakkı olmayacaktır.
Uzun yıllar verilen mücadeleler sonucunda elde edilen hakların daha ileri seviyeye taşınması için gayret etmeliyiz. Unutmayalım ki `Mücadele yoksa hakta yoktur. Mücadele edenler her zaman kazanamazlar. Ancak kazananlar hep mücadele edenlerdir`
Atacağınız oyun Aziz Milletimize, Fedakar Çalışanlarımıza, Kıymeti Bilinmeyen Emeklilerimize, Şehit Ailelerimize, Dul ve Yetimlerimize HAYIR`LAR getirmesini diliyorum.
İbrahim AKEKMEKCİ TÜRK EĞİTİM SEN İLÇE BŞK
Yenilendi.
Değiştir, Vazgeç!