Göksu Koç’un Kaleminden Gül Kefeli İle “bir Zamanlar Bafra”

Bafra Haber muhabirlerinden Göksu Koç’un 12 yıl önce Gül Kefeli ile gerçekleştirdiği röportaj.
Çizmeli Sokak’a yolunuz düşmüşse muhakkak soldaki bahçe içinde, asma
katlı beyaz ev, mimarisiyle dikkatinizi çekmiştir. Bu evin sahiplerini hep
merak etmişimdir. Bafra ile ilgili birileriyle konuşurken bu vesile ile bu eve
girebilirim ve Bafra’yı bir de bu evin sahiplerinden dinleyebilirim diye
düşündüm.
Gül Hanım ve Fazilet Hanım ile nostaljik Bafra’yı bir kez daha yaşadım…
Gençliğinizdeki
Bafra’yı nasıl tanımlarsınız?
Bafra çok güzel evleri olan kültür seviyesi yüksek olan bir
yerdi. Şunu kabul etmek gerekir ki eğitim seviyesi çok yüksek değildi. Lise çok
sonralar kuruldu. Varlıklı aileler çocuklarını dışarıya yollarlardı. Çok okuyan
insan yoktu; fakat refah seviyesi bir hayli iyiydi.
Büyüklerimiz hep
anlatır bayramların eskiden ne büyük coşkuyla kutlanıldığını. Bafra bayram
dönemlerinde ışıl ışıl olduğundan çocuklar her bir bayramı sabırsızlıkla beklerlermiş…
Evet, çocuğum, bayramlara çok dikkat ederlerdi. Günlerce
süren şenlikler yapılırdı. Bafra’da belirli noktalarda her bayramda özellikle
Cumhuriyet Bayramı gecesinde davul çaldırırlar, ateş yakarlardı. Her bayram
muhakkak gece üçlere dörtlere kadar eğlence olurdu. Büyük bir halay çemberi olurdu,
çok şen olurdu insanlar. Bu eğlencelere herkes katılırdı. Bütün yerli hanımlar,
beyefendiler beraber eğlenirlerdi. En ufak bir laf, söz atma türünden
tatsızlıklar yaşanmazdı.
Peki, hıdırlellez
şenlikleri…
Hıdrellez
şenliklerine çok düşkündük. Her sene iple çekerdik bizim değişimizle Mayıs 7’
sini. Koşu Köyü’ne giderdi millet çoluk çocuk. Arabası olmayanlar kamyonlara
doluşurdu. Etkinlik olarak o gün at yarışları yapılırdı. Heyecanla izlerdik
onları. Ağaçlık yerlerde piknik yapılırdı. Aman ne kalabalık olurdu.
Bir de panayırlar çok eğlenceli geçerdi. Pazar yerinde
tiyatro çadırları kurulurdu. Dönme dolap kurarlardı, lunapark gibi olurdu Pazar
yeri.
Sele sepet top
kandil, Bafra’ya özel bir kutlama. Eskiden nasıl geçerdi Ramazan’ın on beşinci
geceleri?
Kandil gecesi dışarı çıkmazdık, çocukların gelmesini
beklerdik. Akide şekeri ve kâğıtlı şekerler ikram ederdik şarkı eşliğinde gelen
çocuklara. Genç kızlar, delikanlılar da ellerinde enstrümanlar ile sokaklarda şarkılar
çalarlardı. Şimdiler de top kandilde eğlence anlayışı bir hayli değişti.
İnsanların ayaklarının altında patlıyor çatapatlar. Belediye de etkinlik
yapıyor ama kargaşa oluyor. Eskiden öyle olmazdı.
Bafra’nın yazlık
güzel bahçelerine İstanbul’dan gelen sanatçılar hayran kalırmış. Eski
Bafralılar pek bir tutkunmuş yazlık sinemalara…
İki tane yazlık sinema vardı, kızım. Birisi Gençlik
Caddesi’ndeki Yazlık Güzel Bahçe diğeri de Kibaroğlu Sinemasıydı. Çok güzel
Amerikan filmleri gelirdi. Hele akşam beş matinesine doyum olmazdı. Beş
matinesine genelde Türk filmleri gelirdi. Sinema ana baba günü olurdu. Filmler
çok ilgi görür, uzun süre konuşulurdu.
Ayrıca Bafra çok sanatçı ağırlamıştır. İstanbul’dan sanatçı gelince çok
eğlenirdik.
Tesadüfen bir gün bir
yerde Eski Bafra için şunun söylendiğini duydum: Samsun İstanbul, Bafra Paris
modasını ederdi. Kılık kıyafet nasıldı,
tanımlar mısınız?
Bafra’da giyim kuşam gayet düzgündü. Çok güzel giyinirdik.
Çok şık kıyafetler diktirirdik. Giyimde taassupluk kesinlikle yoktu. Çarşaflı
insan görmezdik o zaman yollarda sokaklarda.
Mevsimlik balolar
yapılırmış o zamanlar. Biraz onlardan bahseder misiniz?
Kışın balo yazın garden parti muhakkak yaparlardı çok da şık
nezih toplantılar olurdu. Kereste fabrikasının içerisinde çok güzel, güllerin
içinde bir park vardı. Orada yapılan garden partileri unutamam. Bir diğer
yazlık parti eski şehir kulübünde yapılırdı. Bu partileri yardımseverler
derneği, liseyi yaşatma derneği gibi kuruluşlar düzenlerdi.
O günlerin Bafra’sı
ile bugünün Bafra’sını kıyaslarsak en büyük değişikliğin ne olduğunu
söylersiniz?
Bafra bu kadar kalabalık bir yer değildi öncelikle. Her yer
Bafralıydı. Şimdi bırakın Bafra genelini bu mahallede oturan insanları bile tanımıyorum.
Gençliğimizde biz herkesi bilirdik. Çilhane Mahallesi, Büyükcami Mahallesi,
Ermeni Mahallesi ve Muhacirler Mahallesi’nden oluşurdu Bafra. Şimdi kıyıda
köşede bir sürü mahalle var. Balolar
olurdu, orda herkesi tanırdık. Geçende kına gecesine gittim dörtte üçünü
tanımıyorum.
İnsanlar birbirine çok güvenirlerdi. Mesela gelinlere
bindallı giydirilirdi ve komşular, tanıdıklar en değerli mücevheratlarını
geline ödünç verir ve gelini süslerlerdi.
Kuşkusuz tarihi görünümlü
güzel eviniz bu sokağa her yolu düşenin ilgisini çekiyordur. Bafra’da az
miktarda bu kadar şık bir mimari. Bize biraz evinizin tarihinden bahseder
misiniz?
Bu evi dedemin babası Ahmet Çelebi yaptırmış. Ahmet Çelebi
tütün tüccarıymış. İş için Şam’a gittiği bir vakit, bir ev görüyor ve çok
ilgisini çekiyor. Bafra’ ya da aynısını yaptırmaya karar veriyor. Acı olan da
şudur ki ev yapıldıktan üç ay sonra ölüyor. Ev, benim dedem, Ahmet Çelebi’nin
büyük oğlu, Hacı Tevfik Çelebi’ye kalıyor.
Ev hala eski halini muhafaza ediyor. Kapı tokmakları da
dahil her şey o zamana aittir.
Yakın tarihe ışık
tutmak açısından soruyorum. Aile büyükleriniz muhakkak savaş yılları ile ilgili
anılarını sizlere aktarmıştır. Siz de bizimle paylaşabilir misiniz?
Komşunun komşuyu vurduğu yıllarda annemleri dedem buradan
götürmüş. Ama bu çok zor olmuş. Türkler Bafra’dan Samsun’a geçemezlermiş.
Çetelerden nereye gidecekler. Rum Çeteleri, Ermeni Çeteleri yol geçirmezmiş.
Zor yıllarmış o zaman, dedem hayatımda benim tek varlığım ailem diyerek onları
bu bölgeden uzaklaştırmaya karar vermiş. Kayıkla gidebilmişler ancak. Onlara
atlılar eşlik etmiş, bir yanda on atlı, öbür yanda on atlı. Vezirköprü’ye bu
şekilde varmışlar. Oradan da İstanbul’a geçmişler.
Bafra’daki Ermeniler
ile nasıl bir ilişki içerisindelermiş?
Annem Ermenilerle, Rumlarla pek bir ahbapmış. Bayramlarda, yortularda birbirlerine hediyeler verirlermiş.
Üye olarak yorum yapın
Yorumlarınız öne çıksın, bildirim alın